Auralic Vega Dijital Audio Processor Bölüm 2

Auralic Vega’yı ilk denemelerimde pre-amplifikatörümü devre dışı bırakarak kullandım. Bu konumda hem bilgisayarımı kullanarak yüksek çözünürlüklü dosyaları göndermek için kullandım hemde kendi CD çalarımı transport olarak kullanarak optik dijital giriş ve koaksiyel girişleri deneme fırsatı buldum. Arkasından bazı kıyaslamalar yapmak üzere pre-amplifikatörümü devreye soktum. Bu sayede aynı albümleri hem plak formatında hemde dijital olarak dinleme fırsatı buldum. Sistem bileşenleri her zamanki gibi aynı. Yazılım olarak ise geleneksel olarak Foobar’ı tercih ettim. Foobar haricinde bazı yazılımları da artık kullanıma alacağım. Ancak testlerde  standardizasyon açısından Foobar referans çalar olarak kullanılmaya devam edecek…

Arada yazıp çiziyorum DXD ve DSD dosyalarını bulmak mesele. Evet bir şekilde dönüştürülmüş dosyalar bulmak mümkün. Ancak gerçek anlamda stüdyo çıkışlı kayıtları bulmakta daha doğrusu çeşitlilik bulmakta zorlanıyoruz. Ayrıca laf aramızda stüdyo kalitesindeki dosyaların satış fiyatları zaman zaman plak fiyatlarına yaklaştığından kişisel arşivim için satın almayı tercih etmiyorum.  DSD nedir derseniz; açılımı Direct Stream Digital. Yani SACD formatının ardındaki teknoloji. Sony ve Philips firmaları tarafından Super Audio CD (SACD) için geliştirilen teknoloji EMM Labs kurucuları Andreas Koch ve Ed Meitner tarafından USB bağlantısı ile kullanılabilir hale getirilmiş. Bu tarz müzik dosyası bulmak için bir kaç öneri yapmak gerekirse;  Acoustic Sounds firması ilk akla gelenlerden. Amerika dışına satış yapılmıyor. Tabii ki bu durumu bir şekilde aşmak mümkün. Devletimiz sayesinde hepimiz kendi çapımızda bilgisayar korsanı gibi olduk. VPN  servisleri kullanarak ülkenizi değiştirebilir veya bir arkadaşınız sizin için satın alır, Dropbox tarzı bir bulut sistemi vasıtası ile indirirsiniz. Ayrıca DSD File gibi sitelerden çeşitli sample’ları ücretsiz indirebilirsiniz.

DXD formatı ise başka bir alem. Açılımı Digital eXtreme Definition olan format SACD’lerin editlenmesi sırasında kullanılan bir teknoloji. DXD formatındaki dosyaları edinmek pek kolay değil. Norveçli 2L firmasında bazı dosyaları edinebilmeniz mümkün. Bu linkten 24bit /352.8kHz çözünürlükteki DXD dosyaları indirebilirsiniz. Ancak bu dosyalar biraz yüksek boyutlardadır kotası olanlar dikkat etsinler. Bu sayede farklı çözünürlüklerde medyayı karşılıklı olarak kıyaslamak mümkün.

İlk denemelerde CD çalarımı transport olarak kullanarak farklı albümleri hem koaksiyel hemde optik bağlantıları kullanarak denedim. Oldukça basit ve ucuz olan çalarımın sesi bir kaç gömlek hatta daha fazlası iyi daha iyi oldu, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii ki bu beklenen bir olay! Geçmişten bugüne denemelerimde koaksiyel bağlantılarda daha keskin ve iyi sonuçlar elde ederken Vega’da optik girişte de  gerçekten başarılı performans gösterdi. Ancak bana sorarsanız USB girişin yanında bu girişler, ancak ikincil amaçlarla kullanılabilirler. Auralic Vega’nın USB girişinde elde edilen ses performansı uzak ara çok daha iyi. Bunu denemek için bilgisayarımdan optik çıkış alıp aynı şarkıları daha sonra USB giriş ile denedim. Herhangi bir haksızlık olmaması için stok kablolar ile denemeler yaptım. USB’nin daha iyi çalmasının yanında yazının başında bahsettiğim üzere çözünürlük konusunda da önemli avantajları var.

Tabii ki DAC masrafını yaparken mutlaka ama mutlaka iyi bir USB kablosu tercih etmenizi önereceğim. Ayrıca iyi bir güç kablosu Vega’nın performansına artı değer katacak. USB kablo konusunda orta segment ve üzerinde bir kabloyu tercih etmenizi şiddetle önereceğim. Stereo Mecmuası’nda orta üst segment bir çok kabloyu denemiştik. İncelediğimiz ürünler haricinde pazarımıza farklı seçenekler bulunabiliyor. Yıl içerisinde farklı marka modelleri mercek altına almaya devam edeceğim. Ancak hangi marka model USB DAC kullanırsanız kullanın, iyi bir USB kablosu edinmeniz neredeyse şart. Auralic Vega gibi iddialı bir ürünü stok kablolar ile kullanmak gerçekten çok yazık olur.

Jack White’ın Lazaretto albümüne bir bakış atalım. The White Stripes topluluğu ile tanıyıp sevdiğimiz Jack White’ın ikinci albümü Lazaretto bu yıl  yayınlandı. Jack White’ın kendi plak firması Third Man Records ile Columbia Records işbirliği ile yayınlanan albüm son derece iyi eleştiriler aldı ve albüm gerçekten çok başarılı. Yazılan çizilenlere göre Jack White, uzun yıllardır okunan kısa hikayeler, şiirler ve genç yaşlarda yazıp çizdiklerinden hareketle bu albümü yayınlamış ve pek iyi yapmış. Albüm ile ilgili ilk çalışmalar 2012 yılında ilk albüm Blunderbuss için hazırlanan turne esnasında yapılmaya başlanmış. Yine yazılan çizilenlere göre albüm için neredeyse gerekenin iki katı kadar şarkı hazırlanmış ancak albüme en iyiler eklenmiş. Albümde Jack White’a devasa bir müzisyen topluluğu eşlik ediyor. Bunun en önemli sebebi albümde çok farklı tarzlarda şarkılar olması. Blues, rock, country ve folk esintileri ile bezenmiş zaman zaman daha endüstriyel rock akımlarına göz kırpan çok ilginç bir albüm var önümüzde. Albümün kaydı çok çok başarılı. Yazılan çizilenlere göre eski tarz bir kayıt yapılmış ve gayet belli oluyor bu durum. Albümün plağı oldukça ilginç mutlaka göz atınız.

Albümün elimde hem CD’si hemde plağı mevcut. CD’den farklı çözünürlüklerde hazırladığım dijital örnekleri, farklı konumlarda dinliyorum. Albüme ismini veren son derece eğlenceli “Lazaretto” şarkısına bir bakış atalım örneğin. CD çalarımı transport olarak kullanarak optik ve koaksiyel girişleri kullanıyorum. Aradaki farklar benim görüşüme göre son derece az. Koaksiyel bağlantı farkını daha iyi bir kablo ile daha kolaylıkla gösteriyor. Optik girişte elde edilen fark kabloya harcanan paraya oranla daha düşük bir etki bırakıyor. Farklı denemelerde bu durum tekrarlanınca şöyle bir genelleme yanlış olmayabilir. Stok veya giriş seviyesinde her iki giriş benzer sonuçlar ortaya koyarken, orta üst segment kablolar kullanacaksanız koaksiyel girişe yatırım yapmak daha mantıklı olacaktır. Tonlar gayet güzel, kirli gitar tonları ve göreceli hırçın vokaller gayet keyifli. Arka tarafta detay seviyesi çok başarılı.

Bu kez kendi hazırlamış olduğum FLAC dosyalarını bilgisayarımdan göndermeye başlıyorum. Hem USB hemde optik çıkışları kullanabilme imkanım var. Burada acayip bir fark ortaya çıkıyor. Optik çıkış kablo upgrade’i ile birlikte bile USB girişini performansına yaklaşamıyor. Detay seviyesi ancak en önemlisi tonlamalar USB girişleri kullanınca çok daha başarılı. USB kablosunu yükselttiğiniz zaman özellikle yüksek frekans detayında önemli ölçüde artıyor.

Oliver Nelson- The Blues and the Abstract Thruth. Bu albümü parasını verip, üst sınıf çözünürlüklü DSD versiyonunu aldığımı yazmıştım daha önce sizlere. Sırf test için kullandığım bu tarz yatırımlar içimi fazlası ile acıtsa da, başka türlü test yapmak mümkün değil. Allah’tan albümde kadro mükemmel, Oliver Nelson’a Paul Chambers, Bill Evans, Eric Dolphy, Roy Haynes ve Freddie Hubbard eşlik ediyor. Bu kadar tanınmış müzisyen olunca albüm mutlaka iyi olacaktır diyeceksiniz ama durum öyle böyle değil. Plağın ilk şarkısı “Stolen Moments” öyle bir çalınmış ki, sanki karşınızda dev bir caz orkestrası var zannediyorsunuz. Üflemeliler sanki 20 kişi tarafından çalınıyor ama aslında sadece 4 kişiler. Buna Bill Evans’ın oya gibi işlemediği arka planlar, Paul Chambers’ın bas eşliği ve Roy Haynes’in harika davulları eklenince albüm tam bir ziyafete dönüşüyor. Tempo bir yükseliyor bir azalıyor ama her ana mezür her solo oya gibi işlenmiş. Muhtemelen caz tarihinin en eğlenceli albümlerinden bir tanesi ve şahsi listemde en üst sıralarda bulunuyor. Albümün elimde oldukça iyi bir baskısı var. Speakers Corner’ın Impulse AS-5 kodlu 180Gr versiyonu. Albüm harika filan değil bildiğiniz muhteşem.

Bunun yanında standart CD’si, 24Bit/192kHz ve 24bit/96kHz FLAC versiyonları var. Acoustic Sounds’tan çeşitli hengameler yaşayıp bana evlat acısı gibi (yn: hoş bu deyimi de hiç sevmiyorum, neden yazmışım bilemedim. Allah hiçbir ana babaya evlat acısı yaşatmasın,) koyan 25 Dolar’a satın aldığım DSD versiyonu da eklenmiş durumda. Bu plağın 45 devirlik 180Gram’lık Acoustic Sounds baskısından bilineceği üzere firmanın elinde orijinal bantlar var ve oldukça kapsamlı bir çalışma yapmışlardı albüm için.

Foobar ayarlarını yapıp DSD dosyayı çalmaya başlıyorum. Açılış parçası “Hoe-Down”ı mercek altına alıyorum. Harika bir şarkıdır bu. Karşılıklı atışmalar sololar derken yaklaşık 5 dakikanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmazsınız. Detay seviyesi son derece keyifli. Zaman zaman bazı sistemlerde üflemelilerin arkasında kaybolabilen piyano ve davullar tüm detayı ile karşımda. Her katmanda kendi içerisinde belirli bir çözünürlük var. Özellikle şarkının son çeyreğindeki davul solo sonrası ve şarkının bitiş aralığını keyifle dinledim. Bu tarz şirketler tarafından meraklılara sunulan özel dijital dosyalarda bence en büyük güzellik zaman zaman yaşadığımız sterillik sıkıntısının olmaması. Detay seviyesinde zaten genelde sıkıntı olmuyor ancak plak gibi kaynaklara göre çalan şeyin biraz soğuk olduğunu fark edebiliyorsunuz. İyi medyada bu durum tersine dönüyor. Hem Auralic Vega’nın hemde DSD gibi yüksek çözünürlüklü medyanın gerçek gücü işte bu noktada ortaya çıkıyor.

Hazır denemelere girişmişken yazının başlarında sizlere bahsettiğim filtreleri de denemeye çalıştım. Bu filtreler için Auralic bazı öneriler yapmış. “Mode 1” flat’a yakın özellikle yüksek frekanslarda bir miktar artış sağlayan bir filtre. Bu filtre orkestral müzik dinlerken iyi sonuçlar veriyor. “Mode 2” filtre ise frekans eğrisinde nazikçe kesim yapıyor. Solo piyano, oda müziği ve hafif caz dinlerken kullanılması öneriliyor. “Mode 3” Eko efektlerini ortadan kaldıran ve yüksek frekanslarda kesim yaratan bir filtre. Çoğu albümde tizlerde belli belirsiz de olsa bir eksiklik hissi veriyor. Pop müzik dinlerken kullanılması önerilmiş. “Mode 4” kullandığınızda frekans eğrisinin her noktasında optimal ayarlar sunuluyor, en iyi genel müzik dinleme seçeneğinin bu olduğunu belirtmiş Auralic tasarımcıları. “Mode 5” ve “Mode 6” ultrasonic noise denilen kirliliğin azaltılmasında kullanılıyor ve sadece DSD dinlenirken aktif oluyorlar.

Şimdi bu filtre sistemini bu kadar ayrıntılı ele almamın sebebi gerçekten işe yaraması. Ben müzik türlerinde genelleme yapmayacağım. Ancak elinizde bulunan özellikle 24Bit 96Khz üzerindeki müzik dosyalarında belirli bir yapaylık hissediyorsanız bu filtreler işin rengini değiştirebiliyor. Özellikle “Mode 4” ve “Mode 2″yi denemenizi tavsiye ederim. Yüksek frekanslarda belli belirsiz bir kesim yapan ve pop müzik için uygun olduğu belirtilen filtre mesela benim hiçbir albümde hoşuma gitmedi.

Burada en önemli konu, elinizin altında böyle bir enstrüman veya oyuncak olunca uğraşıp uğraşmayacağınız! Çok obsessif okuyucularımı bu filtre konusuna odaklanıp gerçekten albümden albüme farklı tatlar yakalayabilirler, ancak ben olsam elimi pek süreceğimi sanmıyorum. Ancak özellikle yüksek frekansların eğrilerine yönelik dokunuşların olduğu filtrelerde sistemin sahnesinde de değişiklikler olması sebebi ile zaman zaman özellikle hoparlörlere yapışan albümlerde biraz daha farklı etkiler için kumandayı elinize almakta fayda olabilir.

Auralic Vega oldukça becerikli ve iyi donanımlı bir DAC. Dijital dünya meraklılarının desteklemesini arzu ettiği tüm formatlar eksiksiz şekilde destekleniyor. Ayrıca bence altını çizmemiz gereken bir diğer nokta pre katının başarısı. Ayrıca deneme yapmaktan çekinmeyen okuyucularımız için “clock” katında yapılabilecek oynamalar ve kendi içerisinde bir deniz olan filtreler ile neredeyse eksiksiz bir oyuncak haline geliyor Vega. Eğriyi oturup doğruyu konuşmak gerekirse bu DAC’ı diğer ESS Sabre yongaseti kullanan DAC’lardan ne ayırıyor. Anladığım kadarı ile tasarımcılar hem analog çıkışlar hemde cihazın içerisindeki dijital veri akışını optimize edebilmek için çok uğraşmışlar ve bu çalışmaların arkasından ortaya oldukça iddialı ses veren bir cihaz çıkmış. Cihazı kullanmaya başlayınca bu durumun artılarını duyabilmek mümkün.

Performanslı bir kullanım için başta USB kablosu olmak üzere çevre birimleri konusunda ortalamanın üzerinde çıkmanız gerekiyor. Ayrıca özellikle yüksek çözünürlük söz konusu olunca cihazın başarımında iyi medyanın büyük bir etkisi var. Evet 5.050 Dolar’lık (KDV Dahil) fiyat etiketi giriş seviyesinin oldukça üzerinde. Hatta ESS Sabre yongaseti kullanan giriş seviyesi DAC’lara göre daha pahalı. Ancak karşılığında “kesinlikle” başarılı bir ses performansının yanında günümüzün tüm yeni teknolojilerini destekleyen bir DAC almış oluyorsunuz. Ayrıca yapılabilecek bir çok ince ayar ve özellikle JPLAY yazılımı ile performansta bir kaç adım ileriye doğru gidebilmek mümkün. Orta üst segment sistemleri olup bu seviyelerde DAC arayışında olan okuyucularımızın mercek altına alması gereken bir ürün Auralic Vega.

Not: Auralic Vega ile kullanılabilecek çok ilginç bir streamer olan “Aries” incelemesini de çok yakında okuyabileceksiniz.

Auralic Vega Dijital Audio Processor
Frequency Response 20 – 20KHz, +/- 0.1dB* THD+N <0.00015%, 20Hz-20KHz at 0dBFS Dynamic Range 130dB, 20Hz-20KHz, A-weighted Digital Inputs 1*AES/EBU 2*Coaxial 1*Toslink 1*USB 2.0 buffered by ActiveUSB™ Analog Outputs 1*Balanced XLR(output impedance 4.7ohm) 1*Single-ended RCA(output impedance 50ohm) Supported Digital Formats All PCM from 44.1KS/s to 384KS/s in 32Bit** DSD64( 2.8224MHz) and DSD128(5.6448MHz)*** Output Voltage 4Vrms at Max. with dynamic-loss-free digital volume
Fiyat: 5.050 Dolar (KDV Dahil) Ekim 2014 itibarı ile
Temsilci: Extreme Audio / www.extreme-audio.com

İlk Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar

Tags: ,