Lookab Prinilius ve Optirius Güç Kabloları Bölüm III

İkinci Bölüme Ulaşmak İçin Tıklayınız

CD çalar ile test amaçlı dinlediğim CD’ler şunlardı; Stille Volk topluluğunun bence 2009 senesinin en iyi pagan folk albümü olan Nueit De Sabbat (Holy Records Holy126CDX) MA Recordings firmasından yayınlanan hem müzik hemde kayıt olarak mükemmel bir albüm olan Sera Una Noche‘nin aynı isimli ilk albümü ( M052A). MA Recordings’in sistemlerinizi test ederken harika müzikler dinleyebileceğiniz Intensive Training (M032A) albümü, efsanevi Fransız topluluğu Magma’nın Seventh Records tarafından remaster edilmiş setinden Köhntarkösz (özel box setinin bir parçası) İtalyan plak şirketi Soulnote’dan yayınlanan ve edinmenizi şiddetle tavsiye edeceğim Sacred Concert/Jazz Te Deum (121420-2 önümüzdeki müzik sayısında incelenecek), Tacet Plak şirketinin tamamen lambalı cihazlarla hazırladığı Die Rohne/The Tube (Tacet S74, plak veya CD olarak AK Müzik’ten edinilebilir) albümü. Tabii bu albümlerle yaptığım ayrıntılı dinlemelerin haricinde onlarca CD ile müzik dinledim.

Lookab Optirius ve küçük kardeşi olan Prinilius’un dereceleri farklı olmak ile beraber benzer etkilere sahip kablolar olduğunu söyleyebilirim. Kablolar yandıkça özellikle baslardaki toparlanma ve detay artışı çok rahatlıkla fark edilebiliyor. Benim sistemimde CD çalarım ile Lookab Prinilius arasındaki sinerji keyif verici oldu. Özellikle yirminci saat ve sonrasında baslar çok ciddi şekilde toparlandı daha “punch” hale geldi. Punch (zımba bazende yumruk anlamına gelebilir) etkisini size nasıl anlatabilirim? Canlı konserlerde davul performanslarına dikkat ederseniz bas davula (kick) pedal değdiğinde yüksek hacimli bir bas sesi duyarsınız, pedal ikinci kez bas davula değdiğinde ise ilk bas yayılması durur ve süreç yeniden başlar. Bazen sistemlerimizde bunu ayrıntılı şekilde duymak yerine özellikle alt frekanslarda belli belirsiz bir uğuldama olur. Sonuçta birbiri ardına bas davula vurulan pedal darbeleri etkisini yitirir ve ortaya tanımlanamayan bir uğultu çıkar. Bu durumu özellikle rock ve daha sert müzik tarzlarını dinleyen okuyucularımızın mutlaka yaşadıklarını düşünüyorum. Bu konudaki en uç noktalardan birisi olan Morbid Angel’in Covenant albümünde davulcu Pete Sandoval iki bas davul ile 160 ve yukarısındaki bps değerlerine ulaşarak sistemlerimizi nasıl kasabildiğini görebilmemiz için güzel bir örnek. Prinilius kabloyu biraz daha yanması için CD çalarımda bıraktım ve bir CD’yi tekrarlama modunda çalmaya başladım. Lookab Optirius’u ise amplifikatörüme bağlayarak ilk denemeleri yapmaya karar verdim.

Amplifikatörümü kısa bir süre ısınması için yalnız bıraktım ve aklıma gelen ilk güzel kayıtlı plağı bulmak için plak rafıma doğru yola koyuldum. Seçtiğim plak Thorens 125th Anniversary LP adındaki 3 plaklık özel set oldu. Bu set, hem güzel müzik dinlemek isteyen hemde sisteminin özellikle de pikap kurulumunu sınırlarına kadar zorlamak isteyen analog severlerin arşivinde mutlaka olması gereken bir set. (Bu albümü tedarik etmek için Sigma Ses firması ile görüşebilirsiniz) Hazır ayağa kalmışken bir kahve yapmak üzere mutfağa gittim. CD çalmaya devam ederken sanırım 20 dakika sonra sistemin başına geri geldim. Pikabıma Thorens setinin üçüncü plağını koydum. Shelly Manne’ın Sounds Unheard Of (Poinciana) şarkısının ilk notaları duyulurken bunun daha önce dinlediklerimden farklı olduğunu hemen fark ettim. Bu arada hemen ekleyeyim nerdeyse iki sene kadar önce sistemimdeki tüm markalı ve kendi yaptığım güç kablolarını satıp tüm komponentlerde stok kablolara dönmüştüm. Sadece pre-amplifikatörümde uzunca bir süredir Luca AC kullanıyorum. Neyse… Shelly Manne ilginç ve çok önemli bir baterist ve perküsyon ustası. Bu şarkıda da çok sayıda vurmalı enstrümanın yanında gitar kasası da zaman zaman perküsyon olarak kullanılıyor. Sistem ısındıkça Optirius’da yanıyordu.

Tüm gün neredeyse 6-7 saat boyunca eski yeni çok sayıda plak dinledim. Bunların bazılarında sistemin karşısında kitap okudum, bazen pazar ziyareti yapan dostlarımla sohbet ettim, bazende neler olduğunu anlamak için dikkatli dinleme yaptım. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru sahne daha da genişlemiş, baslar daha dengeli hale gelmişti. Gecenin sonunda son plak olarak Sonny Rollins’in çok sevdiğimEast Broadway Run Down (Impulse/Speakers Corner AS-91219 albümünü dinledim. Özellikle plağın ikinci yüzündeki Blessing In Disguise ve We Kiss In A Shadow’un ardından yüzümdeki gülümseme ile yatağın yolunu tuttum.

Bir gün sonra kendi işlerimle uğraşırken her iki kabloyu da yanıma aldım. Birisini monitöre birisini de bilgisayar kasama bağladım. Tüm kablolar arasında iş sırasında bile rahatlıkla pişirebileceğiniz tek kablo elektrik kabloları oluyor. İnsanların kabloları süzen şaşkın bakışlarını önemsemeden işlerimi toparladım ve eve doğru yola koyuldum. Aklımdan geçen şey Lookab Optirius ile Lookab Prinilius kabloları amplifikatörümde karşılaştırmaktı. İlk önce yine Lookab Optirius’u amplifikatörüme taktım. Carla Bley Band’in Musique Mecanique (ECM/Watt 9. Bu uygun fiyatlı bir plak ülkemizden tedarik edilebiliyor) Mingus’un Mingus… (Impulse/Speaker Corner AS-54 AK Müzik ülkemizde bulunabiliyor) derken Miles Davis Bitches Brew (Colombia/Legacy 88697401071) plağını pikabıma yerleştirdiğimde gece sona yaklaşıyordu. Neredeyse 10 küsür saat boyunca işlemiş Lookab Optirius’u sistemden söküp yerine başka kablo takıp test yapmak istemedim açıkçası. Zaten müzikal çaldığını söyleyebileceğim sistemim daha da hızlanmış, ortaya harika ayrıntılar çıkmış, genel bir denge hissi ortaya çıkmıştı. Her geçen saat her şey daha iyiye gidiyordu. Fakat derginin çıkış zamanı gitgide yaklaşıyordu. Denemeler yapıp bunları okuyucularla paylaşmak istiyordum. Bir gün sonra standart kabloya geri dönme denemesi yaptım. Bu deneme yaklaşık 5-6 dakika kadar sürdü ve Thorens 125. yıl plağında Hugh Masekela Stimela şarkısında Zambiya dediği esnada “eh yeter be” deyip sistemi kapatıp Lookab Optirius’u sistemime geri taktım. Rahat bir nefes alıp müzik dinlemeye kaldığım yerden devam ettim. İnsan kulağı güzele nasıl hemen de hemen alışıveriyor.

Bir sonraki günümü tamamen denemelere ayırdım. İlk önce sistemdeki tüm kabloları stok kablolara çevirdim tekrar. Sistem ısınana kadar bu kablolarla müzik dinlerken işlerimi yaptım. Daha sonra kritik dinleme seansına başladım. Bugün pikabı en son açmaya karar verdiğimden önce Lookab Optirius’u CD çalarıma taktım. Uzunca bir süre dinledikten sonra bu kez Lookab Prinilius’u amplifikatörüme bağladım. Sonra tekrar stok kablolara geri dönüp bu kez sadece amplifikatörüme Lookab Prinilius takılı iken dinlemeye devam ettim. Tüm gece boyunca kablo söküp takmaktan bir miktar sıkıldıysam da, ne yazık ki kablo test etmenin daha kolay bir yönetimi yok! Tüm bu süreç esnasında yukarıda yazdığım CD’leri defalarca kere evirip çevirip dinledim. Gecenin sonunda plak çalarken amplifikatörde dönüşümlü olarak Optirius ve Prinilius’u kullandım. Notlarımı toparlayıp o günkü testlere ara verdim.

Dördüncü Bölüme Ulaşmak İçin Tıklayınız

Tags: