Monitor Audio Silver 100 Bölüm 2

Lafı uzatmadan test notlarına geçelim. Öncelikle bu hoparlörün kutusunu açtıktan sonra optimal dinleme sürecine kadar önünüzde “uzuuuun” bir zaman var. Hoparlör sürücülerinin optimal çalışma koşullarına ulaşması gerçekten uzun sürüyor. Biraz sabretmeniz gerekecek. Ben neredeyse hoparlörü 10 gün boyunca 24 saat çalıştırdım. Bu süre sonunda keyifli bir hal aldı dinletilerim. Bu uyarıdan sonra rock albümleri ile başlayalım notlarımıza. 1973 yılında yayınlanan efsanevi The Who albümü “Quadrophenia” ile başlayalım. “The Real Me” şarkısı deyince aklınıza ne geliyor sanırım bas bölümleri değil mi? Ayrıca Keith Moon’un davulları tabii ki. Tek söyleyebileceğim bu boyuttaki bir hoparlörden çıkan alt frekanslar şaşırtıcı ve detaylar etkileyici. Ne oluyoruz dedirtiyor insana. Özellikle güzel bir stand kullanınca ve hoparlörün yerleşimi ile uğraşınca bu etkiler etkileyici hale geliyor. Sadece alt frekanslar değil, hoparlörün genel dengesi ve tonları çok güzel. Bir Monitor Audio hoparlörde bunu yazmak çok kolay olmayabilir ancak yenilenen tasarım anlayışı firmayı bambaşka bir yerlere götürmüş. Şaşırdım…

Farklı rock albümlerinde bu durumu gitar tonlarında, davullarda daha doğru bir tabirle müziğin her alanında görüyorsunuz. İşin ilginç tarafı daha sert ve uçlardaki müzik türlerinde de son derece etkileyici sonuçlar ortaya çıkıyor. Sözgelimi Dimmu Borgir’in Abrahadabra albümünde “Gateways” şarkısındaki çılgın davul partisyonlarındaki hız etkileyici. Bayan vokalist Agnete Kjolsrud’un vokallerinin keskinliği de olması gerektiği gibi.

Her türden rock dinleyicisi bu hoparlöre bayılacaktır!

En zorlu sınav tabii ki solo piyano albümleri ile yapılabilir. Tabii ki Erik Satie – Socrate gibi albümlerde zorluğun seviyesi bir miktar daha artıyor. Piyanoda Reinbert de Leeuw, vokallerde ise son zamanlarda kafayı fena halde taktığım Barbara Hannigan ikisilinin performansı müthiş. Piyano dokunuşları ve odanın içerisinde oluşturduğu sahne alkışı hak ediyor. Vokallerin etkisi de aynı şekilde. Hazır garip alanlara girmişken Barbara Hannigan’ın Mysteries of the Macabre performansına da söyle bir bakmakta fayda var. Benim pek opera yazdığımı görmezsiniz ancak Ligeti ile tanışınca işlerin rengi değişti. Hoş tabii “Le Grand Macabre” çok sıradan hatta normal bir eser değil. Neyse daha alışıldık plaklara dönelim…

Anne-Sophie Mutter’den Vivaldi: The Four Seasons. Kariyerinin ilk dönemlerinde meşhur Alman şef Herbert von Karajan tarafından keşfedilen Mutter’ı Viyana Filarmoni Orkestrası ile birlikte dinleyeceğimiz albüm gerek kayıt gerekse de performansı açısından son derece önemli bir albüm. Kemanlar son derece etkileyici bir etkiye sahip albümde, sunumda da keza aynı şekilde. Detay seviyesi, tonlar gerçekten başarılı. Bu tarz albümlerde odanızın her tarafından uçuşan notalar olur ya, Silver 100 bu noktada bambaşka bir noktada. Raf tipi hoparlörlerin bu alanda başarılı olduğunu zaten biliriz ancak bu önermenin üzerine bu hoparlörün eklediği şeylerde var. Abartı bir durumdan bahsetmiyorum. Yine müziğin detaylarına girebiliyorsunuz. Ancak sahne seven okuyucularımız için duyacaklarından etkileneceklerini söyleyebilirim.

Caz albümlerinde de durum çok farklı değil. Vokal ağırlıklı plaklarda ortaya çıkan ses gayet başarılı. Orta frekanslarda tutturulan denge gayet iyi. Ne çok geride ne çok önde. Ayrıca Silver 100’lerin etkileyici alt frekansları, midleri geriye ittirerek dengeyi bozmuyor. Bu minik hesaplamaların gerçekten çok iyi yapılmış olduğunu söylemek lazım. Ülkemizde de çok sevilen bir şarkıcı olan Cassandra Wilson’ın Traveling Miles albümünden “Run the Voodoo Down” şarkısına bakalım. Albümde alt frekanslar bayağı ön planda olsa da, Cassandra Wilson’ın sesi de dengelenmiş. Ancak arka planda bir çok enstrüman ve minik dokunuşlar olması gerektiği şekilde duyulabiliyor. Vurmalıların etkisi de gayet iyi.

Nina Simone’dan At The Village Gate plağında “House of the Rising Sun” şarkısına bakalım. Her ne kadar bu bir konser kaydı da olsa, Nina Simone diskografisinde çok önemli bir yeri var albümün. Gerek orkestra gerekse şarkıcı öyle bir performans göstermiş ki, atlanacak gibi değil. Nina Simone bu şarkıyı Bob Dylan kaydedip geniş kitlelere ulaşmadan hemen bir kaç ay önce bu plakta seslendirmiş. Ancak asıl bomba The Animals tarafından 1964 yılında patlatılır. Yazılan çizilenlere göre topluluk bu plak üzerindeki yorumdan çok etkilenmiştir. Zaten hem Bob Dylan hem Nina Simone performansına ve yorumuna bakarsanız, The Animals’ın açık ara Nina Simone edisyonundan etkilendiğini kendi kulaklarınızla duyabilirsiniz. Vokaller enfes, hoparlörler bunu çok başarılı şekilde bize ulaştırıyor.

Farklı caz albümleri blues albümleri derken hoparlörün sesine ve karakterine iyice alıştığımı söyleyebilirim. Farklı müzik tarzlarında hatta zaman zaman hifi dünyası için zorlu egzotik elektronik türlere kadar Monitor Audio Silver 100 hemen her albümün altından belirli bir ortalamanın üzerinde çıkmayı başardı.  Bu hoparlörde İngiliz tasarımcılar, çok doğru bir denge oturtmayı başarmışlar. Öncelikle raf tipi bir hoparlör için alt frekans performansı çok çok başarılı. Geçmişte farklı Monitor Audio  aynı durumu görüyorduk ancak bu durum özellikle orta frekansların arka plana düşmesine sebep olabiliyordu. Yeni serilerin başarısı bu durumun ortadan kaldırılması. Keza üst frekanslardaki yeni sürücüler eskiye göre farklı. Keskinlik anlamında daha fazlasını sunuyor ve detay seviyeleri daha yüksek. Ben genel olarak hoparlörü çok beğendim. Peki yerleşim ve eşleştirme konusundaki tespitlerim neler.

Hoparlör yerleşimi çok önemli. Çok küçük bir oda içerisinde Silver 100 kullanmayı düşünmeyin. Her ne kadar üretici kutu içeriğine alt frekans etkisini azaltıp yerleştirmeyi kolaylaştıran sünger tıkaçları eklemiş olsa da, bana sorarsanız bu durum hoparlörün optimal çalışmasını etkiliyor. Eğer odanız küçük ise Silver 50 modelini tercih edin.  İkinci konu ise ayak kullanımı. Hoparlörlerin herbiri 9 Kg’nin üzerinde bir ağırlığa sahip ve performanslarını optimal şekilde gösterebilmek için ayağa ihtiyaç duyuyorlar. İşi ucuza getirip amiyane tabir ile “dandik” bir ayak almayın. Oturaklı, mümkünse içerisine ağırlık eklenebilen bir ayak tercihi yapın. Evet ek masraf ama seste büyük bir gelişim sağlıyor.

Monitor Audio Silver 100 sürmek anlamında çok zor bir hoparlör değil ancak biraz güce de hayır demiyor. Çok alt frekans dominant olmayan dengeli bir solid state ampli ile gayet güzel sürülebilir. Lambalı istiyorsanız biraz fazladan güç üretebilen bir push pull ampli yeterli gelecektir. Bana sorarsanız tabii ki EL34 diyeceğim ama biraz daha fazlası için KT66 hatta biraz daha yüksek bir güç sağlayan bir lamba tercih edilebilir. Kaynak tarafında da aynı şekilde özen göstermek gerekiyor.

Yahu Hakan Bey, 1.120 Euro’luk hoparlörü sürmek için bir sürü masraf yapmaktan bahsediyorsun neden daha üst bir model almayayım ki diyebilirsiniz. Kağıt üzerinde haklısınız. Örneğin bu hoparlörü Roksan K3 gibi bir ampli ile süreyim derseniz cebinizden çıkacak para 1.800 Euro’nun üzerinde. Ancak bu tarz hesapları bir kenara bırakmak lazım. Sisteminizi oluşturan bileşenlerin hepsinin fiyatının dengeli olması gerekliliği bence önemli değil. Siz bu hoparlörü sevdiyseniz ve odanıza uyum sağladıysa onu olması gerektiği gibi sürmek daha mantıklı. Mesela ben kişisel olarak raf tipi hoparlör severim. Bu tarz hoparlörleri sürmek için gerekli yatırımı yapmak bana mantıklı gelmiştir her zaman.

Monitor Audio Silver 100, gerçekten çok başarılı ödediğiniz her kuruşun hakkını sonuna kadar veren bir hoparlör olmuş. Geçmişte Monitor Audio’nun ürettiği benzer seriler için böyle bir cümle yazabileceğimi hiç düşünmezdim ama tasarımcılar gerçekten iyi bir iş yapmışlar ve müthiş bir hoparlör üretmişler. Silver 100 Kasım 2017 itibarı ile KDV Dahil 1.120 Euro’luk fiyat etiketine sahip. Şu günlerde 5.000TL civarında bir fiyattan bahsediyoruz. Bu tarz raf tipi bir hoparlör almayı düşünüyorsanız mutlaka mercek altına almanız gereken dinleyince sizi şaşırtacak bir hoparlör olmuş. Tebrikler Monitor Audio… beni şaşırtmayı başardığın için…

Monitor Audio Silver 100
System Format: 2-way Frequency Response (-6 dB): 40 Hz – 35 kHz Sensitivity (1W@1M): 88 dB Nominal Impedance: 8 ohms Minimum Impedance: 4.5 ohms @ 167 Hz Maximum SPL: 112 dBA (pair) Power Handling (RMS): 120 W Recommended Amplifier Requirements: 0 – 120 W Bass Alignment: Bass reflex. HiVe II port system Crossover Frequency: 2.8 kHz Drive Unit Complement: 1 x 8-inch C-CAM RST bass/mid driver 1 x 1-inch (25 mm) C-CAM Gold Dome tweeter Cabinet Dimensions (Excluding Grille and Terminals): 375 x 230 x 300 mm Weight (each): 9.3 kg
Fiyat: 1.120 Euro KDV Dahil ( Kasım 2017 itibarı ile 5.033TL)
Temsilci: Art Of Sound / www.artofsound.com.tr

İlk Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar