Dynaudio Special Forty Bölüm 2

Mükemmel Zamanlama ve Dinamizm
Bakalım klasik müzikte durum nasıl? Olivier Messiaen’ın “Turangalila Symphony” eserinin giriş bölümünü dinlemeye başlıyorum. Bu büyük orkestral eserde müzik aleti olarak ne ararsanız var. Ani çıkışlara sahip bu eserde, Special 40 özellikle de tam bu anlarda harikalar yaratıyor. Bir hoparlör hem bu kadar etli ve lezzetli olup hem bu kadar iyi timing’e nasıl sahip olur bilmiyorum ama kalabalık bir orkestral eserde bile hem her enstrümanı olanca doğallığıyla tane tane duyuyorsunuz hem de o büyük davulların sesiyle aniden irkiliyorsunuz. Hoparlör eserdeki ani patlamalara öyle hızlı cevap veriyor ki, bu fiyat seviyesinde böyle bir dinamizme rastlamanız pek olası değil.
Tane Tane Sunum
Madem bu kadar dinamik bir hoparlör var karşımızda koşturmaya devam edelim o zaman. Bakalım, kontrbas gibi birçok hoparlörün yalpaladığı, dağıldığı şarkılarda Special 40 neler yapabilecek? Alboran Trio’nun Meltemi albümünden “Ninna nanna Nic” ve hemen ardından Pinocchio’nun film müziğini dinlemeye başlıyorum. Dino Contenti’nin kontrbas sololarına kulak kabartıyorum. Herhangi bir zorlanma ya da yalpalama emaresi olmadığı gibi, kontrbasın hem kasasından hem de tellerinden gelen ve daha önce pek duymadığım detaylar gün ışığına çıkıyor. Yine harika bir zamanlama yine tane tane, tüm detayları kucaklayan bir sunum.


Hani başta sizi eski günlere taşıyan şarkılardan bahsetmiştim ya Duran Duran güzel bir örnek olabilir. Greatest Hits albümünden en bilindik şarkısı Wild Boys’u seçiyorum. Açılışındaki baslar gücü ve etli yapısıyla daha ilk saniyesinde sizi şarkının içine çekmeyi başarıyor. Özellikle de mid baslarla müzik öyle keyifli bir hal alıyor ki doğrusunu söylemek gerekirse uzun süredir böyle müzik dinlemeyi özlemiştim. Ancak şarkının nakarat kısmında devam eden davullar adeta hoparlörün dışına taşıyor. Kendinizi bir anda müziğe el ve ayaklarınızla eşlik ederken buluyorsunuz. Daha da iyisi içinizden volümü biraz daha açma hissi doğuyor ve öyle de yapıyorsunuz.


Transparan
Greatest Hits’i dinlerken bir şey daha dikkatimi çekiyor. Müzisyenlerin şarkıda vurguladığı ya da altına çizdiği noktalar her ne şekilde anlatılıyorsa; efekt, bateri atağı, klavye, gitar solosu, çığlık ya da inleme…. Hangisinin öne çıkması gerekiyorsa o kısımlar gerektiği zamanda ön plana çıkıyor. Bu hoparlörde öyle aynı ton ve frekans aralığına sıkışmış, tek düze bir sunum söz konusu değil. Eğer arka planda bir şeyler o an için ön plana çıkıyor ve koşmaya başlıyorsa bunu sonuna kadar hissediyorsunuz. Yani kaydın orijinalinde ne varsa, araya bir şey katmadan ya da eksiltmeden ya da eğip bükmeden size ulaşıyor.
Geniş Sahne
Kapanışı da Dream Theater’la yapalım isterseniz: “Metropolis PT 2: Scenes From a Memory”. Bence Theater’ın en iyi albümlerinden biri. Tam bir başyapıt. Boş yok dediğimiz türden bir albüm. “Scene Six: Home” şarkısı siyahi bir kadın sanatçının harika vokali eşliğinde John Petrucci’nin, Queen gitaristi Brian May vari gitar tonuyla attığı sololarla başlar. Şarkıda insan sesi adeta hacim kazanıyor ve geniş bir sahne içerisinde kendine yer buluyor. Samimi, melodik, insanın içine işleyen bir tonalite söz konusu. Baslar hayli tatmin edici; derin ve gövdeli, daha da ötesi etli. Tizler ise çözünürlüğüyle etkileyici bir performans sunuyor. Albümün özellikle Scene Seven II: One Last Time bölümünde tizlerin üst ucunda olup bitenler tüm parıltısıyla size yansıyor.

Sonuç:
Şimdi gözlerinizi kapatın ve Hi-Fi’ye para harcamaya başladığınız o ilk günlerin heyecanına geri dönün. Şimdi bu mutluluğu ve heyecanı ikiyle çarpın. Ve gözlerinizi açın, zira Hi-Fi dünyasında yeni bir efsanenin doğuşuna tanıklık ediyor olabilirsiniz. 3000 Euro’luk (3600 Euro, Türkiye fiyatı+400 Euro Ayak) bu hoparlör bu fiyat kategorisinde son dönemde duyduğum en iyi hoparlörden biri, belki de en iyisi. Hatta genel Dynaudio çizgisinin ötesinde özellikle de Contour 20’ye göre çok daha kolay sürülüyor. Kesinlikle fiyatının çok üzerinde çalan, olağanüstü bir performans sunuyor. Hatta bir adım daha ileri gidip High-End bir sistem kuracaksanız onu temel alarak işe başlamanızı öğütleyebilirim. Elektrik ve akustik enstrümanlardaki gerçekçi performansı, dinamik, detaylı, transparan sesi ve geniş sahnesiyle poptan diskoya, cazdan rock müziğe kadar her türle barışık olan bir hoparlör var karşınızda. Hem de zaman fark etmeksizin. Dinlediğiniz müzik türünün hangi zamana ait bir kayıt olduğunun çok fazla bir önemi yok. Tabii ki daha iyi kayıtlarda daha iyi sonuç veriyor ama hemen hemen hepsinde yüzünüzü gülümseten bir performans alacağınızdan emin olabilirsiniz. Siz de “İyi bir hoparlör bütün müzik türlerini çalabilmeli” diyorsanız, arşivinizdeki albümlerin tozunu almaya başlasınız iyi edersiniz. Zira daha önceden duymadığınız pek çok detay ve keyifli gün sizi bekliyor.

Yazı: Burak Meriç
Fotoğraflar:Necati Ufuk Başkır / www.baskir.com 

Dynaudio Special Forty
Sensitivity: 86dB (2.83V / 1m) IEC power handling: 200W Impedance: 6Ω Frequency response (+/- 3dB): 41Hz – 23kHz Box principle: Bass-reflex rear ported Crossover: 2-way Crossover frequency: 2000Hz Crossover typology: 1st order Woofer: 17cm MSP cone Tweeter: 28mm Esotar Forty Weight: 8.1kg / 17.9lb Dimensions (WxHxD): 198 x 360 x 307mm / 7.8 x 14.2 x 12.1in
Fiyat: 3600 Euro (Ayak 400 Euro)
Distribütör: Select HiFi / www.select-hifi.com

İlk Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar