Nostalji: Dolby A, B, S ve HX Pro

Bu yazıda sizlere kaset dönemlerinin vazgeçilmez, Dolby teknolojilerinden bahsedeceğim. Ancak işin çok teknik yönüne girmeden ilgi çekici bazı noktaları anlatıp kendi deneyimlerimi paylaşacağım. Bu yazı aslında “Kaset Kültürü yazımın bir devamı sayılır. Bu yazıları yazarken ben çok eğleniyorum ve işin güzel tarafı sizlerde okurken keyif alıyorsunuz sanırım. Keyifli okumalar…

Dolby Laboratories veya kısaltılmış haliyle Dolby Labs, Ray Dolby (1933-2013) tarafından kuruldu. Bir Amerikalı olan Ray Dolby şirketini 1965 yılında İngitere’de kurdu. Ancak 1967 yılında Amerika’ya taşındı, tabii ki şirketi de. Firmanın ilk ürünü Dolby 301 kodlu özel bir gürültü önleme cihazıydı. O dönem ismi  Type A Dolby Noise Reduction olan “Dolby A” ile donatılmış bir cihazdı ve profesyonel pazarda büyük bir ün kazandı. Bu sıralarda KLH firmasından Henry Kloss  bu ürünün tüketicilere yönelik bir versiyonunu üretmek üzere kolları sıvadı. Bu arada Henry Kloss yazımı okumadıysanız mutlaka okuyun. Yazı güzel olduğu için değil, konu aldığım şahsın ruh hastası bir mucit olması ve hayat hikayesinin bu duruma uygun olması sebebi ile.

Neyse… Bazılarına göre “Dolby B”nin ortaya çıkmasında Kloss’un etkisi büyüktür. 1970’lerde firma akıllıca davranıp bu gürültü önleme teknolojisini sinema endüstrisine taşımayı başarmıştı. Dolby sound teknolojisini kullanan ilk film efsanevi “A Clockwork Orange” olmuştu. Stanley Kubrick başlı başına bir deli olduğu için böyle yeni teknolojileri çok seviyor ve cesurca kullanıyordu. Laf aramızda bu filmi de pek severim.

Ancak tüketicilerin Dolby ile tanışması kasetçalar üzerindeki gürültü önleme teknolojileri ile olmuştu. Daha sonra ise çevresel ses teknolojileri.. Çevresel ses ile konular ev sineması severleri ilgilendiriyor. Belki birileri bir gün o tarafın kronolojisini yazar. Biz kendi konumuza bakalım….

Dolby A
Dolby A firmanın ilk gürültü önleme sistemiydi. İlk olarak 1965 yılında tanıtılmıştı. Gürültü önleme sistemi geliştirilirken aslında profesyonel kayıt stüdyoları için düşünülmüştü. Kısa bir süre  içerisinde endüstri standardı haline geldi. Aslında teknolojinin ardında son derece basit bir mantık vardı. Giriş sinyali her biri 4 filtre içeren yeniden işleniyordu. Üst frekanslarda gürültü sorunu daha bariz duyulabildiği ve oluşabildiği için üst frekanslar kendi içinde iki ayrı aralığa bölünmüştü ve bu aralıklara ayrıca filtreleme uygulanıyordu. 1967 ve 1968 yıllarında Ray Dolby tarafından yazılan teknik makalelerde frekans kesim oranları ve filtre işlemlerinin detayları paylaşılmıştı. Kayıt esnasında yapılan daraltma (compression) ve genişletme (expansion) işlemleri çok önem kazanmıştı. Dolby o dönemlerde yaygın olarak satın kaset veya manyetik bantların en yüksek akış değerini alıp bunu teybin çalma ve Dolby Level adı verilen gürültü önleme modülüne entegre edip bir ton sinyali üretiyordu. Bu ton sinyali cihazın kayıt kafasına gönderiliyordu. Böylelikle gürültünün olacağı frekans bölgeleri nötralize edilmiş oluyordu.

Bu teknoloji aslına bakarsanız bizim hayatlarımıza direkt olarak girmeyen, stüdyolar veya özel kayıt çözümleri için geliştirilen, kendi özel cihazları ile kullanılan veya kullanılmak zorunda olan bir teknolojiydi. Dolby B ise bizlerin hayatına giren ilk gürültü önleme sistemiydi.

Sinema endüstrisi bu teknoloji çok sevmiş ve hemen kullanmaya başlamıştı. Dolby firması da kasalarına giren tomar tomar paraları yavaş yavaş saymaya başlamıştı.

Dolby B
Dolby B, aslında “Dolby A” geliştirilirken eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir gürültü önleme teknolojisiydi. 1968 yılında ilk kez tanıtıldı. Özellikle kasetler için geliştirilmişti.  “Dolby A”ya göre çok daha basitleştirilmişti. Bu basitleştirilmenin amacı fiyatının ucuzlatılması sayesinde tüketici elektroniği pazarına girebilme ümidi idi.Tabii ki bu ümit bir başarı hikayesine dönüştü.

“Dolby A”da geliştirilen frekans aralıkları sistemi veya kayıt kafasına özel bi ton göndermek gibi karmaşık işlemler yerine 9 dB’lik bir gürültü bölgesinin ortadan kaldırılması prensibine dayanıyordu. Ayrıca “Dolby B” gürültü önleme sistemi tarafından kaydedilen kasetler her türlü kasetçalarda çalınabiliyordu. Ancak asıl optimal olan şey “Dolby B” ile kaydedilen bir kasetin “Dolby B” gürültü sistemine sahip bir kasetçalarda dinlemesi idi. “Dolby B”, profesyonel kullanım için geliştirilen “Dolby A”nın her açıdan gerisinde bir teknoloji idi. Buna rağmen 70’lerin ortalarında tüketici elektroniği pazarında standart haline geldi.

Fakat!

“Dolby B” ile benim gibi bir ergen olarak karşılaştıysanız işler hiç anlatıldığı gibi olmuyordu. Dolby olayı bir şehir efsanesi gibi alıp yürümüştü ve işin ayrıntılarından birçoğumuzun -hadi benim diyeyim- haberi yoktu ve kaset çektireceğimiz zaman kasetçalarında Dolby var mı sorusuna yok demeyi bir eziklik olarak görüp var diyorduk. Tabi nerede evde öyle bir deck!

Çekilen kaseti bir heves dinlemeye başladığınızda ortalıkta bir acayiplik olduğunu anlamanız pek uzun sürmüyordu. Zaten kötü olan kasetçalarınız, Dolby’nin üst frekanslara dokunuşuyla daha da kötü hale gelmiş ve boğuk acayip bir ses elde eder olmuştuk. Tabii ki hemen b*k kasetçiye atılırdı; dandik çekim yapmış!

Mesela ben seneler sonra çözmüştüm en optimal senaryoyu, “Dolby B” ile çekilen kaset “Dolby B” ile dinlenmeliydi. Ancak bunu çözmüş olmak ses kalitesinde müthiş bir ilerleme sağladığınız anlamına gelmiyordu. O dönemler benim gibi ergenlerin ulaşabildiği kasetler Raks’ın özellikle ED-X serisi kasetleriydi. Bu kasetler ucuz ve laf aramızda gerçekten kötüydü. Çekim yaptığınızda zaten ses kötü oluyordu ve Dolby B günü kurtarmıyordu. Çoğu albümü dinlerken ancak “orda bir zil var uzakta” diye hayal etmek zorundaydınız. Ortalıkta olması gereken ziller pek ortalarda gözükmezdi çünkü…

Dolby C
Dolby C, ilk olarak 1980 yılında tanıtılmıştı. 15dB seviyesinde gürültü önleyebiliyordu ve bu değer  “Dolby A” ile aynı seviyelerdeydi. Etki seviyesi iki tane “Dolby B”  filtre kullanılıp bir de üzerine alt frekanslara genişletilmiş gibiydi. Durum böyle olunca “Dolby C” ile kaydedilen bir kaset eğer uygun olmayan bir kasetçalar ile çalındığında çok kötü oluyordu. 1980’lerde hızlı bir giriş yaptı piyasaya ve ilk önce üst düzey kasetçalarlarda boy gösterdi bu yeni teknoloji. Ticari olarak pazar sunulan ilk ürün NAD firmasının 6150C modeliydi.

Ben yaşlarda “Dolby C”nin varlığından daha doğrusu özelliklerinden tam olarak haberdar değildik doğrusu. Ortalıkta hep bir Dolby lafı geziyordu ama damaklarda hoş  bir tat bırakmamıştı.  Yaşlar büyüdükçe daha iyi kaset deck’lerine sahip olunca “Dolby C” ile tanıştım. Tabii ki yine kaos başladı. Hayalimizde iyi bir kaset deck’ine sahip olduğumuz için Dolby’nin bir sihirli dokunuşla sesi muhteşem hale getireceğini zannediyorduk ancak hiçte öyle olmadı tabii.

Yine boğukluk, üzerine  yetmiyormuş gibi bu defa baslar abartı şekilde artmış bir tablo ile karşılaştık. Şahsım adına “Dolby C”den faydalanabilme sürecim gerçekten kaliteli kasetlere erişebilme şansımın olmasıyla başladı. Düzgün şekilde kullandığında gerçekten de etkili bir çözümdü. Ancak o yaşlarda aç kurt gibi albümlere saldıran bir genç olarak 1 adet kaliteli TDK kaset fiyatına 5-6 tane Raks veya muadili Nora boş kaset edinebilmek mümkündü. Nora kasetleri hatırlar mısınız bilmem, ama benim aklıma geldi sabah sabah! Bu ucuz kasetlerle kaliteli bir kasetin  verdiği sonucu alabilmek için ne yazık ki Dolby’nin sihirli değneği bile yeterli gelmiyordu.

Yurtdışından alınan orijinal kasetlerde bazen Dolby ibaresi de görürdük. Bu kasetler üretilirken Dolby gürültü önleme teknolojileri kullanılmış demekti. Nedense o kasetler kulağımıza muhteşem gelirdi. Zor bulunduğundan mıdır, zor alındığından mıdır yoksa gerçekten öyle olduğundan mıdır çözmüş değilim. Ha tabii o zamanlarda bizim mağazalarımızda satılan kasetler o kadar kötüydü ki, zaman içerisinde kendi evlerimizde yaptığımız kayıtlar bile daha başarılı hale gelmişti…

Dolby HX/HX-Pro
Dolby HX-Pro, 1980 yılında ortaya çıkmış ve patenti 1981 yılında alınmıştı. Bugünlerde birçok kişinin bence hatalı şekilde burun kıvırdığı Bang & Olufsen firmasından Jorgen Selmer Jensen tarafından icat edilmişti. B&O bu teknolojiyi kendi Beocord 9000 kasetçalarları için geliştirmişti ancak Dolby firması olaya balıklama atlayarak lisansını aldı. Bu teknoloji basitçe sadece kayıt sırasında kullanılabilen ve sinyal gürültü oranını manipüle ediyordu. HX Pro ile kaydedilen kasetler herhangi bir kasetçalarda çalınabiliyordu.

Dolby HX-Pro benim gibi ergenler açısından gerçekten bir devrim haline gelmişti. Senelerdir aranan Dolby efsanesinin veya mitoslarının ete kemiğe bürünmüş haliydi. Bir fark yaratıyordu gerçekten. Ancak bizim kullandığımız kasetler ile bu fark müspet miydi, menfi miydi, orası soru işareti. Ancak psikolojik olarak tatmin olmuş hissi veriyordu. Bu teknoloji Arçelik, Vestel müzik setlerine bile ulaşmıştı. Bunlar müzik setlerinin altın zamanlarıydı…

Dolby S
Dolby S  1989 yılında tanıtıldı. İlk önce hemen kayıt endüstrisinde standart hale geldi.  Tabii ki eskisi kadar büyük bir heyecan yaratmamıştı. Artık pazarda Compact Disc (CD) gerçeği vardı. Dolby aslında bu teknolojiyi hiç bir zaman yaygınlaşamayan Compact Cassette’lerin (CC) popüler olacağı hayali ile geliştirmişti. Bana bir ara hatırlatın CC konusunda da bir şeyler karalayayım… İşler tabii ki hiç öyle olmadı. Dolby firması durumu kurtarmak için, çoşup CD ile “Dolby S” ile kaydedilmiş bir kasetin farkını kimsenin ayırt edebileceğini iddia ediyordu ancak çok üst düzey cihazlar hariç Dolby S kullanılmadı. Anlaşılan bal gibi fark anlaşılıyordu!

Ben Dolby S ile seneler sonra zamanının üst düzey bir Sony kasetçaları ile denk geldiğim zaman karşılaştım. Kağıt üzerinde harika bir teknoloji idi. Aslında denk geldiğim kasetçalar muhteşem idi, tamamen akıllı kontroller, o zamanlarda kasetlere dair ne teknoloji varsa cihazın içerisine doldurulmuştu. Bir ara satın almayı düşündüm ama CD’ler daha cazipti. Dolby S çevremdeki kimsede heyecan yaratmamıştı. İlerleyen senelerde yine aklıma geldi o kasetçalar, ama Nakamichi CR-7 aklıma kazınmıştı bir kere… Yemişim Dolby S’i…

Dolby firmasının çalışanı CD ile kıyaslama yaparken ne düşünüyordu bilmiyorum ama kasetlerin sonu hızla yaklaşıyordu. Dolby ise ev sinema sistemlerinde yaşamaya devam etti. Hatta şu an yazı yazdığım dizüstü bilgisayarın sağ altında Dolby logosu duruyor. Bilgisayarlara bile el attılar. Ancak ben ve benim gibiler için Dolby kasetçalarlar döneminde kalan bir teknoloji.

Benzer Yazılar

Tags: