Hegel H160 Bölüm 2

İlk olarak yeni eklenen AirPlay desteği ile başlayayım. Cihaz her ne kadar UPnP desteğine de sahip olsa bence Apple AirPlay sistemi kesinlikle çok daha rahat ve keyifli bir kullanıma sahip. En basitinden en düşük model bir iPad ile AirPlay sistemini kullanabilirsiniz. Konu,  Android tablet ve telefonlara geldiğinde ise UPnP işe yarabilir ancak ben hiç uğraşmadan AllCast yazılımı ile işlerimi hallediyorum. Google Play Store’da binbir çeşit yazılım mevcut. Hegel firması ise AirBubble yazılımını öneriyormuş. AirPlay özelliğini kullanabilmek için network kablonuzun H160’a takılı olması gerekiyor. Kısa bir bekleme süresinin ardından cihaz kendi IP numarasını alıp kullanıma hazır hale geliyor. iPad üzerinde “H160” olarak gösteriliyor ve müzik çalmaya hazır hale geliyor. UPnP özelliğini aktive etmek için ise bilgisayarınızda “Bonjour” eklentisinin yüklenmiş olması gerekiyor. Windows için eğer iTunes kullanıyorsanız bilgisayarınızda zaten yüklü olduğunu ekleyeyim.

AirPlay özelliği saf ses kalitesi için değilde kolay kullanım ve konfor için önemli bir olay. Sistemimde uzun zamandır farklı cihazları kullanım kolaylığı sağlamak amacı ile kullanıyorum. Buradaki olay arka planda bir şeyler “tıngırdasın” dediğinizde telefon veya tabletinizden müziğinizi kontrol edip sisteminize göndermek. Ancak benim gözlemleyebildiğim kadarı ile sizin dışınızdaki ev ahalisi en çok bu özelliği seviyor. Ses kalitesine gelirsek her ne kadar iTunes mağazasından satın aldığımız albümler üst uç sınıf çözünürlüğe sahip olmasalar da, tatmin edici bir deneyim sunuyorlar. Tek bir tuşa basıp göreceli makul mantıklı fiyatlara satın aldığım albümler ile iTunes kütüphanem son dönemlerde iyice gelişti. Her ne kadar Stereo Mecmuası’nda binbir çeşit yazılım ve modifikasyondan bahsetsem de, çoğu zaman iTunes kullanırken buluyorum kendimi. AirPlay lisansına sahip bir çok orta/üst sınıf cihazda olduğu gibi Hegel H160’da iTunes’in standart haline göre ses kalitesi açısından çok daha iyi bir deneyim sunuyor. AirPlay ve benzerleri sıkı bir odyofil için ses kalitesi açısıdan kabul edelim yeterli gelmeyecektir ancak herkesin saatlerce pür dikkat müzik dinlediğini düşünmüyorum. Bizim evde çoğu zaman müzik sistemi açık olur ve devamlı bir şeyler çalar, sıradan bir günde Hegel H160 bu ihtiyacı fazlası ile karşılıyor.

Bu defa pikabımı kullanarak denemelerime devam ediyorum. Hegel H160’ın analog girişine Muzaffer Günal imzalı pikap katımı bağlayıp dinletilerimi yapıyorum. Music On Vinyl’den yayınlamış harika bir albüm olan Miles Davis Bitches Brew Live plağına bir bakış atalım. Şarkıların büyük çoğunluğu dikkat edeceğiniz üzere Bitches Brew albümünde yer almış şarkılar. İlk üç şarkı Newport Jazz Festivalinde 1969 yılında, kalanlar ise 1970 yılında Isle of Wight Festivalinde kaydedilmiş. “Miles Runs the Voodoo Down,” “Sanctuary,” ve “It’s About That Time/The Theme” şarkıları ise bu albüm ile ilk kez yayınlamış. İlk üç şarkı Miles Davis, Chick Corea, Dave Holland ve Jack DeJohnette tarafından kaydedilmiş. Aslında Wayne Shorter’da konserde bulunacakmış ancak trafik yüzünden konsere yetişememiş. Music On Vinyl tarafından yapılan baskı tek kelime ile muhteşem. Kayıt için yapılan remaster çalışması müthiş, CD için daha doğrusu kutu seti için yapılan re-master çalışmasından bir kaç adım ötede.

Stereo Mecmuası’nda Bitches Brew için sayfalar dolusu yazı var malum. Benim şahsi fetişlerimden bir tanesi olan bu albümün farklı dijital ve analog kopyaları elimde mevcut. Music On Vinyl’den yayınlamış plağın baskısı çok başarılı olduğundan denemelerimde de sıklıkla kullanıyorum. Albüme ismini veren parçaya bir bakış atalım. Parçanın başında orijinalinden farklı sesler duyabiliyoruz konser kaydında. Normal müzik dinleyicilerine oldukça “gürültülü” gelecek girizgah sırasında arka bölümlerde rastgele havalarda uçuşan ziller, perküsyonlar, gitar riff’leri ve arkasından Miles Davis’in trompetinden gelen oldukça keskin riff’ler. Yaklaşık 2. dakika civarında ana temanın girişi ve müzisyenlerin bir ölçüde beraber melodi hatlarını çalmaları. Tabii bunlar olurken arka plan cehennem gibi. Bir saniye soluk almak yok. Dördüncü dakikaya doğru tema ve melodi değişimine kadar ki bölüm zaten bana yeterli izlenimi vermiş durumda. Albümden daha farklı olan asıl melodi bölümünde baslara özellikle dikkat ediyorum.

Bu kayıt son derece garip bir kayıttır hem albümün içerdiği şarkılar, hemde konser sırasında müzisyenlerin şaha kalkması aynı zamanda kayıt açısından. Music On Vinyl baskısında alt frekanslar eski baskılara çok daha belirgin. Detay seviyesi ise dediğim gibi bir okyanus gibi. Hegel H160 ‘in akıcılığına edilecek bir söz yok. Detay seviyesi ve dinamizmi etkileyici. Hemen her frekans aralığında çözünürlük sıkı odyofilleri mutlu edecek kadar etkileyici. Ancak ben bunlardan ziyade akıcılık ve dinamizmi beğendim. Detaya boğulup müzikten uzaklaşmamak için bence en önemli noktalar bunlar. Müziği bir bütün olarak her frekans bandını başarı ile heyecanla çalıyor H160.

DAC denemelerimde yine geleneksel olduğu üzere hem optik hemde koaksiyel girişleri kullanarak CD çalarımı bağlıyorum. Müzik bölümü editörlerinden Tolga arkadaşımızın yazdığı incelemenin de gazı ile satın aldığım Emperor topluluğunun “Live Inferno” albümünden bahsedeceğim sizlere. Her ne kadar odyofil dünyasında heavy metal ve türevleri biraz hakir gözükse de, son yıllarda bu tarz müzik dinleyip çok iyi sistemlere sahip meraklıların sayısı gitgide artıyor.  Kendi adıma bu tarz çok fazla arkadaşım var ve bazılarında oldukça üst sınıf müzik sistemleri var. Aslına bakarsanız mainstream yani ana akımlar dışında hemen her müzik tarzı geniş kitlelere ulaşamasa da, bu tarz dinleyicilerin bir çoğu dinledikleri müzik tarzına karşı son derece tutkulu ve geniş arşivlere sahip. Bende özellikle ilk gençlik ve arkasından gelen gençlik yıllarında özellikle “Black Metal” denilen tarzın tam anlamı ile fanatiği idim. Benim gençliğimde ki, 80’ler oluyor, yaşıtlarım ya pop müzik, ya acid denilen techno müziği yada heavy  metal dinlerlerdi. O çağın popüler tarzları bunlardı ve eğer o yaşta klasik  müzik, caz vesaire dinleyen o yaşların “acayip” güruhundan değilseniz bu bahsettiğim tarzlardan birisini dinliyordunuz. Sonraki dönemlerde ben rock müziğin derinliklerine doğru daldım, Hendrix’ler Led Zeppelin’ler derken progressive akımı keşfedip dış yardımla o müziğin içine daldım. Sonrasında ise daha da eskiden neler yapılmış diye araştırdıkça blues ve cazı keşfetme şansım oldu. “Bitches Brewalbümünü ilk dinlediğimde dimağım kapanmamak üzere açıldı ve arkasından türün derinliklerine daldım ve kayboldum. Arayışlarım hala devam ediyor… Bir çoğunuzda olduğu gibi…

Hegel gibi Norveçli olan Emperor’un bu konser performansında geçmişten bugüne bir çok önemli şarkı var. Topluluğun kariyerindeki en önemli şarkılarından birisi olan “I Am the Black Wizards” şarkısına bir bakış atıyorum. Özellikle şimşek gibi davul bölümleri ve ikili bas davul kombinasyonları bir çok hifi sisteminde olması gerektiği kadar hızlı sunulamadığı gibi hoparlör ve ampli uyumsuzluğu olduğunda sistemi tamamen dağıtan karaktere sahiptir. Benim kendi müzik sistemimde lambalı ampli kullanırken beklentilerimi minize edip dinlediğim veya solid state amplilerimi kullandığım bir müzik tarzıdır bu. Hegel H160 bu karmaşık bölümleri hoparlörüm ile uyum halinde dağılmadan yansıtmayı başarıyor. Kanal başı 150 Watt’lık çıkışın yanı sıra damping factor’ününde yüksek olmasının bunda faydası var.

Sistemlerinin bu tarz müzikte nasıl tepki gösterebileceği konusunda bir fikir edinmek isterseniz Morbid Angel topluluğunun 1993 tarihli “Covenant” albümünden “Lion’s Den” şarkısını indirip daha şarkının başlarında delice bir hızla bir sağ bir sol hoparlörden midenize doğru yumruklar uçuşup uçuşmadığına bir bakış atabilirsiniz.

CD’ler CD’leri kovalıyor ve gerek optik gerekse de koaksiyel girişleri defalarca dinliyorum. İlk olarak koaksiyel girişi yine daha keyifli bulduğumu söylemeliyim. Hegel DAC’lar konusunda oldukça sevilen bir firma ancak şahsen ben bu DAC+entegre ampli kombinasyonlarını çok başarılı buluyorum. Gözlemim nihai üründe DAC ile entegre ampli arasında bir uyum sağlanarak son noktada meraklılara sunulan sesin detaylı, hacimli ve en önemlisi son derece dinamik olduğunu düşünüyorum. Çok farklı türlerden CD’leri keyifle dinledim. Bu noktada ara bağlantı için giriş seviyesinin bir tık üzerinde bir koaksiyel kablo kullanmanızı şiddetle öneririm.

Gelelim USB DAC’a. Denemelerim oldukça uzun zaman sürdü ve farklı albümler farklı türlerde onlarca şarkı/albüm dinlemeye çalıştım.  Hegel ürettiği DAC’ların  USB performanslarını geliştirmeye devam ettiği gibi son dönemlerde Linux desteği konusunda da iyi işler yapıyor. Bir çok ürün için “Ubuntu” kurulum kılavuzları sunmaya başladılar. Bu girişimleri takdirle izliyorum. Farklı Linux sürümlerini kullanan “kurt” okuyucularımız için bunun çok önemli olduğunu zannetmiyorum ancak dünyada Linux’un yavaşta olsa daha fazla meraklıya ulaşırken acemiler için bu tarz yaklaşımları çok olumlu buluyorum.

Jürgen Friedrich – Monosuite albümünden bahsedeceğim sizlere. Bu albüm özellikle de Pirouet Records’tan benimde Equinox Music firmasının sahibesi Yeşim Hanımefendi sayesinde haberim oldu. Aslında piyanist olan Jurgen Friedrich ve çeşitli triolarda yer almış ancak bu albümde kendisi çalmıyor. Bestelerini çalan müzisyenleri yönetiyor. Oldukça ilginç bir albüm ile karşı karşıyayız. 22 parça yaylı çalgılar topluluğu ve dört caz müzisyeni bir arada oldukça ilginç bir müzikal yapıyı seslendiriyorlar. Bir yanda klasik müzikten gelen çok acayip etkili bir altyapı ve üzerinde caz dokunuşları gerçekten çok garip duyulan ancak dinlemeye doyulamayan bir kombinasyon. Kayıt son derece başarılı, atmosfer çok başarılı ancak klasik yaylılar ile caz dörtlüsü kombinasyonu son derece iyi kotarılmış. Albümün bir linkini en aşağıdaki Spotify listesinde bulabilirsiniz. Lütfen bir vakit ayırıp albümü dinlemeye çalışın!

Albümün CD’sinden hazırladığım 24/192 çözünürlükteki dosyaları dinliyorum. Uzun “Loops” şarkısına bir bakış atalım. Oldukça kısık seslerle giriş yapılan şarkıda piyano bölümlerinden yaylılara kadar detay seviyesine bakıyorum. Ayrıca albümün acayip bir sahne hissi var. Yapılan kaydın bir özelliğimi bilemiyorum ancak dinleme odanızı öyle bir sarıyor ki müzik keyif almamak mümkün değil. Detay seviyesi kısık seste bile çok bariz şekilde duyulur halde. Şarkının ilk çeyreğinin sonunda klasik müzikten caza doğru geçişte yine minör detaylar ve bu kez davulları dikkatle dinliyorum. Hegel H160 hem entegre ampli hemde DAC’ın uyumu bir kez daha ortaya çıkıyor. Sesler son derece doğal, piyano pasajları özellikle başarılı. Kısık seslerde bile detay seviyesi çok iyi durumda ki, bir şeyleri duymak için sese yüklenmek zorunda kalmıyorsunuz. Şarkının ilk yarısına gelmeden bir anda  caz dörtlüsü ortaya çıkıyor. Bu bölümleri gerçekten harika sunuyor H160.

Albümler albümleri kovalayıp günler geçtikçe Hegel H160 ile birlikteliğimiz keyifle devam etti. Hegel H80 için yazdığım yazıyı okuduysanız daha önce Hegel ürünlerine soru işaretleri ile bakan meraklıların bile bir kulak kabartması gerektiğini söylemiştim. Aynı durum H160 içinde fazlası ile geçerli. Görünen o ki, Hegel ürünlerinin gelişim sürecinde hep bir şeyler ekleyip geliştirmeye devam ediyor. Detay seviyesi çok daha etkileyici hale gelirken, bu durum müzikal çizgiden uzaklaşma gibi bir sonuç doğurmamış. Son derece dinamik bir sunum var. Elimdeki eski yeni hemen her hoparlör ile benzer sonuçları alabildim. Sisteminizi tamamlarken hoparlör kablosu konusunda bir miktar bütçe ayırmanızı önerebilirim. H160 ile hoparlörünüz arasındaki bağlantıya kalbur üstü bir kablo kullandığınız zaman performans çarpanı kesinlikle artıyor. H160 tespitlerime göre son derece hızlı bir ampli ve hoparlör ile bağlantı da bu hızı kaybetmek istemezsiniz. Hatta mümkünse elektrik kablonuzu biraz daha düşük bir bütçe çerçevesinde ele alıp artan bütçenizi de hoparlör kablonuza aktarın derim. Sisteminizde bilgisayar harici bir dijital kaynak var ise optik bağlantı ile pek uğraşmadan direkt olarak koaksiyel kablo ile devam edin.

Hegel H80 için söyle yazmıştım; Hegel H80 kuzu postuna bürünmüş bir kurt gibi. Klasik müzik veya büyük orkestra cazı dinlerken ne kadar güzel çalıyor dediğiniz ampli, sert bir albüm koyduğunuzda bir anda karakter değiştirip hırçınlaşıyor. Arkasından bir caz triosu dinlemeye başladığınızda bir anda sakinleşiyor! Kötü kayıtlı bir albüm dinliyorsanız, kayıt kötü diyorsunuz. İyi kayıtlı bir albümde ise keyfiniz hemen yerine geliyor. Hoparlörlere yaslanan bir plak dinlediğinizde ortalıkta sahnenin “s”si yok iken, tam aksi bir albüm dinlediğinizde odanızın içerisinde enstrümanlar uçuşuyor. H160 tüm bu noktaları bir adım ileriye taşıyor. Firma ürünlerini bu hızda geliştirmeye devam ederse yazı yazmak gerçekten çok zor olacak…

H160, Hegel firmasının son yıllarda gerçekten başarılı örneklerini gördüğümüz entegre ampli + DAC kombinasyonlarındaki çıtayı bir belki bir kaç adım öteye taşıyor. Haziran 2015 itibarı ile 2.995 Euro + KDV’lik fiyatı çok ucuz değil. Benim gibi analog meraklıları için pikap katının olmaması, analog giriş sayısı birer dezavantaj. Bunun yanında sıkı dijital meraklıları için yeni nesil 32Bit çözünürlükleri desteklememesi bir eksi. Ancak ses kalitesi, dinamizmi ve detay seviyesi ile bu eksiklikleri kolaylıkla unutturabiliyor. Bütçesi daha düşük okuyucularımız için Hegel H80 seçeneği bulunsa da, Hegel H160, küçük kardeşinin ses başarısını ve müzikalitesini kesinlikle çok daha ileriye götürüyor ve bulunduğu fiyat kategorisinde son zamanlarda ortaya çıkan en iddialı amplilerden bir tanesi oluyor. Gönül rahatlığı ile alışveriş listelerinizin en tepesindeki gruba ekleyebileceğiniz tam anlamı ile fiyat performans oranı en yüksek seçeneklerden bir tanesi.

Not: Hegel H160 incelemesinde göz atılan albümleri “buraya tıklayarak” Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz.

Hegel H160
Çıkış Gücü: 150 W/kanal 8 Ohm’da, 250 W/kanal 4 Ohm’da Analog girişler: 1 balanced (XLR), 1 unbalanced (RCA), 1 Ev Sineması Analog çıkışlar: 1 sabit (RCA), 1 değişken (RCA) Dijital girişler: 1 koaksiyal, 3 optil, 1 USB, 1 ethernet (RJ45) Kulaklık çıkışı: 6,3 mm Jack (önde) Frekans aralığı: 5Hz-100kHz Sinyal/Gürültü oranı: 100dB’den fazla Distorsiyon: 0.005% @ 50W 8 Ohms 1kHz Damping faktör: 1000’in üzerinde Edat/ağırlık: 12cm x 43cm x 41cm (YxExD)/19kg (nakliye)
Fiyat:2,995 Euro + KDV 
Temsilci: Timpani / www.timpani.com.tr

İlk Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar