Dynaudio Emit M20 Bölüm 2

Uzun bir yanma sürecini atlattıktan sonra farklı ampliler ile denemelerime başladım. Kendi amplilerim yanında Marantz PM6006 gibi bir dizi daha makul fiyat seviyelerindeki ürünleri de dinlemeye çalıştım. Tüm bu sök tak süreçlerinden sonra Emit M20 belki üst modelleri gibi seçici bir hoparlör olmasa da, yine de ampli konusunda biraz özen göstermek gerekiyor. Lambalı ampli kullanmak istiyorsanız güçlü bir ampli kullanmanız neredeyse şart gibi. Tabii ki “A” sınıfı bir ampli ile hayat bambaşka bir hal alıyor ama Dynaudio’nun ses karakterine uygun bir hoparlör ile gayet başarılı bir performans elde edebilmek mümkün.

İlk merak ettiğim şey piyano performansı. Kore’de dünyaya gelen piyanist İlia Kim’in Clementi – Sonatas Preludes albümü ile başlayalım. Kişisel olarak Clementi ömrünün sonlarına doğru bestelediği sonatları daha çok seviyorum, belki daha karmaşık oldukları için. Tonlar tam beklediğim gibi. Raf tipi hoparlörlerin en önemli avantajlarından sahne konusunda kutudan çıkartır çıkartmaz insanı mutlu eden bir performans söz konusu. Minimal dokunuşlar, çekiçlerin tellere usulca dokunması gibi mikro detay seviyesinde de sınıfına göre üstün bir performansı olduğunu söylemeliyim. Hazır solo piyanodan bahsetmişken bir kuple de Karlheinz Stockhausen mantra dinlemeden olmaz. gayet mutluyum performanstan.

Daha büyük orkestral eserlerde tabii ki, belirli bir sınıftaki hoparlörlerin,  üst modellerin performansına ulaşmasını beklemek pek doğru olmaz. Burada baktığım şey, büyük tabloya (!) bakmak. Genel tonların, detay seviyesinin ve hoparlörün bana  verdiği hisler. Örneğin Shostakovich Cello Concertos gibi bir plakta özellikle alt frekanslarda üst sınıf bir hoparlörün detay seviyesine, tonlarına ve hatta etkisine ulaşmasını beklemiyorum. Ancak duyduklarım beni mutlu ediyor. Burada en dikkat edilecek konu yerleşim. İyi bir stand veya eğer mobilya üzerinde kullanacaksanız izolasyon malzemesi şart.

Rock müzik dinleyicilerinin beklentilerini de karşılayacak bir hoparlör Emit M20. Dinamizm ve doğru tonlar birleşince ortaya keyifli bir tablo çıkıyor. Hoparlör, heyecanı dizginlenemez aşırı keskin hatlara sahip değil. Başarılı tiz sürücünün performansa büyük bir artısı var. Örneğin The Who‘dan “My Generation” dinlerken bazı sistemlerde arkada kaybolan ziller, burada gayet duyulabilir durumda. Aynı şarkının bas bölümleri içinde aynı şeyi söyleyebilirim. Şarkının ilk dönüşümdeki bas sololarına özellikle dikkat! Dengesi çok başarılı en önemlisi de gitar tonları insana keyif veren türden. Tabii ki dönemin farklı albümleri havalarda uçuşuyor. Rock dinleyicisi açısından bu boyutlardaki bir hoparlörden beklentilerinizin ötesinde şeyler duyacağınızı söyleyebilirim.

Hoparlörü biraz zorlamak adına Cannibal Corpse’un yeni albümü “Red Before Black“i dinlemeye başlıyorum. Daha ilk şarkı “Only One Will Die” kısa bir gitar girizgahının akabinde tam anlamı ile yaydan fırlayan ok gibi kopmaya başlıyor. Hoparlörün zamanlaması, hızı gayet başarılı. Bu tarz albümlerde yavaş hoparlörlerin fena halde dağıldığını görebiliyoruz. Saniyede yüzlerce riff havalarda uçarken makulun çok üzerinde bir ses seviyesinde bu dağılmanın görülmemesi benim için önemli. Çünkü müzikal manada Death Metal ile Grindcore arasında gidip gelen ve teknik hız üzerine kurulu bir albüm bu. Dinlemek bir noktadan sonra eziyet, bunu da söylemek lazım…

Caz albümlerine geçersek Diana Krall’ın yeni albümü Turn Up The Quiet‘e bir bakış atabiliriz. Diana Krall’ı seversiniz sevmezsiniz orası ayrı ama bu albümde son birkaç albümüne göre gerek müzikal gerekse de vokal tekniği açısından büyük gelişme var. Sıkıcılıktan ve tekrardan vazgeçerek eski günlerine dönemeye karar veren Krall’ın ilginç ses tonu, insanı her zaman başka dünyalara götürme potansiyeline sahip. Vokallerin etkisi çok çok başarılı. Arka plandaki enstrümanlar duyuluyor ancak bir Krall albümünde olması gerektiği gibi vokaller çok çok önde. Albümün sahnesi de bir ilginç, hatta devasa. Buarada da durum farklı değil. Daha eski vokal jazz plaklarına baktığınızda etki değişmiyor. Sanki bir stüdyo mönitörü hassasiyetinde ve kararlılığında bir performans var. Ancak tonlar sıcak.

Daha büyük orkestralara doğru geçtiğinizde tıpkı klasik müzik dinletilerinde olduğu gibi bu boyutlardaki hoparlörlerin dezavantajlarının mümkün olduğunca üzerinde çalışıldığını ve dengeli bir sunum olduğunu görüyorum. Benim kişisel olarak dinlemeyi sevdiğim plaklarda ise örneğin -SunRa albümleri- keskinlik seviyesini, detay seviyesini ve tonları çok çok beğendiğimi söylemek isterim. Hoparlör çok iyi şekilde dengelenmiş. Detay seviyesi, müzikalliğin önüne geçmiyor. Tizler olması gerektiği şekilde ne kulağınızı kanatıyor ancak silik halde de değiller.

Hele ki, tek tabanca, elinde gitarını alıp blues çalan amcaların albümlerini dinlediğinizde ne olduğunuza şaşırıyorsunuz. Kaydın iyiliği veya kötülüğü önemli değil, gitar tonları insanı etkiliyor. Gelecek aylarda, bu konuda çok fazla albüm incelemesi yayınlamayı planlıyorum. Delta Blues ayrı bir dünya. Daha popüler tarzlarda yine raf tipi hoparlörlerin bazı sorunları ile karşılaşacaksınız.

Özellikle elektronik müzik dinleyicileri gövde yani alt frekanslar konusuna oldukça önem veriyorlar. Tabii ki bu tarz bir hoparlörden, kule tipi bir hoparlörün performansını beklemek mümkün değil. Ama benim gibi belli başlı grupların -örneğin Chemical Brothers, Massive Attack vesaire- müziğini dinliyorsanız ve sizin için ikincil veya daha az  öneme sahipse gayet vakit geçiyor. Kişisel olarak çok uzun seneler raf tipi hoparlörler ve bunların alt frekanslar konusunda çok iddialı olmayanları ile vakit geçirmiş bir insan olarak ben bu tarz tonlarla yaşamak için alt frekanslardan seve seve belirli bir noktada bir miktar feragat edebilirim diye yazarım her zaman. Sonuçta elektronik müziğin hardcore dinleyicisi değilseniz, ve kırk yılın başı Daft Punk gibi gruplar albüm yaptığında alıp dinliyorsanız size de alt frekanslar konusuna çok takılmamanızı tavsiye ederim.

 

Dynaudio Emit M20, markanın, Türkiye mümessili Select Hi-Fi tarafından yapılan sabit kur kampanyası ile Kasım 2017 itibarı ile KDV dahil  yaklaşık 3.300TL’lik bir fiyat etiketine sahip. Standart bir giriş seviyesi hoparlöre göre birazcık pahalı diyebileceğimiz Emit M20, verdiğiniz para karşılığında size sundukları ile sınıfında gönül rahatlığı ile tavsiye edilebilecek bir hoparlör olmuş. Detay seviyesi, denge, sahne, dinamizm gibi tüm alanlarda dinleyicisini mutlu eden hoparlör, iş tonlara geldiğinde bambaşka bir sınıfın hoparlörüymüş gibi çalıyor. Dynaudio Emit M20, çok fazla para harcamadan harika bir sistemi üzerine inşa edebileceğiniz kadar güzel bir hoparlör. Alışveriş listelerinin en üst sıralarında bulunmayı hakediyor…

Dynaudio Emit M20
Tip 2 Yollu Hassasiyet 86dB (2,83V / 1m) IEC Güç Kullanımı 150W Empedans 4 Ohms Frekans Tepkisi (± 3 dB) 50Hz – 23kHz Kutu Tipi Bas Portlu Crossover 2 way Crossover Frekansı 2600Hz Crossover Topoloji 1st/2nd order Bas Sürücü 17cm MSP Tiz Sürücü 28mm soft dome Ağırlık 7.5kg / 16lb Ölçüler (W x H x D): 215 x 355 x 265mm 8.5 x 14 x 10.4in
Fiyat: 840 Euro 3.351 TL (Kasım 2017 itibarı ile KDV Dahil)
Temsilci: Select Hifi / www.select-hifi.com

İkinci Sayfaya Ulaşmak İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar