Bilimin, mühendisliğin ve sanatın kesiştiği yer: Raidho-Ansuz Tesisleri Bölüm 2

Aavik Entegre

Bu sefer başka bir odaya geçerek Aavik U-300 entegre amplifikatöre bağlı Raidho D1.1 ile dinletiye başladık. Önce A-Level (aluminum) kablolar, ardından sırasıyla D-Level (diamond) Mainz8 çoklayıcı, Sparkz Tesla Coil Harmonizer’lar, Sparkz titreşim önleyici ayaklar. İş gittikçe daha ilginç bir hal alıyordu. Ben ne zaman “Olağanüstü çalıyor,” desem, Frits sistemde bir şey daha değiştiriyor, bir şey ekliyor ve sonuç her seferinde daha şaşırtıcı oluyordu. Oturduğum kanepeye yapışıp kalmıştım. Bir ara bana dönüp, “Sen bir kahve alıp dışarıya çık, amplifikasyonu değiştireceğim.” dedi.

Aavik pre-power

Döndüğümde Aaavik’in C-300 pre’siyle P-300 güç amplifikatörü bağlanmıştı sisteme. Amplifikasyonu uzun uzun anlatmayacağım. Sadece şunu söylemekle yetineyim; P-300, A sınıfı çalışan ve 8 ohm’da 150 W güç üreten bir amplifikatör. C-300 ise, entegrede olduğu gibi yine fono ve DAC özellikleriyle donatılmış. Ve yine sırasıyla aynı albümleri dinleyerek başladık. O ana kadar hayranlık verici olan ses kalitesi yeni amplifikasyonla daha da etkileyici bir seviyeye çıktı. Sonra sırasıyla C-Level kablolar ve D-Level kabloları bağladı Frits. Cihazların altına Sparks D-Level titreşim emici ayaklar koydu. Sistem öyle sahici ve nefes alarak çalmaya başladı ki inanılır gibi değil. Bu arada hatırlatırım, Raidho’nun en küçük hoparlörünü dinliyoruz. Hadi vokalleri, caz trioları, kuartetleri filan anladık, senfonik müziğe ne demeli? Koca senfoni orkestrası akıl almaz bir boyutta ve gerçeklikte çalıyor.

Ansuz X Serisi Kablolar

Frits bu kez Ansuz’un son ürünü olan (bazı parçaları henüz prototip aşamasında) Dtc-Level (Diamond Tesla Coil) güç kablolarını bağladı. Yan duvarlar, arka duvar, hepsi yok oldu sanki, sadece koca bir orkestra var ve biz en ön sırada tam ortada oturuyoruz. Nefeslilerin bir anda gelen atağıyla yerimden sıçradım (Ravel’in Rhapsodie Espagnol’undan bir bölümdü galiba). Yıldırım hızıyla ama hiç kulak tırmalamadan, öylesine müzikal bir fortissimo ki, insan orada ruhunu teslim eder. Hiçbir sistemin, -Atina’da Georgo Heropoulos’un evinde dinlediğim özel yapım Ypsilon sistem dışında- nefeslilerin böyle canlı müzik sahiciliğinde fortissimo yaptığını duymadım. Buradaki temel fark ise, Raidho-Aavik-Ansuz üçlüsünün son derece bireysel, neredeyse kulaklıkla müzik dinliyormuş gibi bir deneyim yaşatması. Yerimden kalktım; “Olağanüstü, büyüleyici,” filan türünden bir şeyler söyledim. Buydu işte, bilimin, teknolojinin ve sanatın kesiştiği nokta böyle bir şey olmalıydı. Frits yüzünde muzip bir ifadeyle; “Henüz bitmedi, daha Dtc ara kabloları bağlayacağız” dedi.

Raidho 1.1 ile Ansuz Sunumu

O an beynim döndü; “Aa yeter artık be, adam bizimle kafa mı buluyor?” diyerek odayı terk ettim. Dışarı çıkıp bir sigara yaktım, birazdan Ozan yanıma geldi; “Geçen hafta bu sunumu izlerken ben de tam bu noktada aynı tepkiyi göstererek odayı terk etmiştim” dedi. Geri döndüğümüzde Frits Ansuz Dtc ara kabloları bağlamış bizi bekliyordu. Yan odada Scansonicler’le sunuma başladığı parçayla, Bitter Ballad’la bitirdi. Youn Sun Nah o kadar duygulu söylüyordu, sağ arkasındaki saksafon ve viyolonsel o kadar hüzünlü, o kadar göz yaşları içinde çalıyordu ki, ağlamamak elde değil. Şarkı bittiğinde bir süre yerimden kalkamadım, sadece “Bu viyolonsel ağlıyor” diyebildim.

O kadar yoğun bir gün geçirmişiz, o kadar yorulmuşuz ki, akşam Aalborg’a dönerken dayak yemiş gibiydik.

Raidho D1.1

Raidho D2.1 Ahşap Görünümlü

Şimdi gelelim işin kıssadan hissesine. Raidho hoparlörler, muhtemelen şu anda odyo dünyasındaki en etkileyici, en sarhoş edici müzik deneyimlerinden birini sunuyor. Son derece saydam, son derece dengeli ve son derece müzikal bir sunumları var. Sahne ve odaklama gibi, şahsen çok tamah etmediğim becerileri çok etkileyici (ne yalan söyleyeyim, benim gibi bir muhalifi bile etkiledi). Enstrümanların orijinal tınılarına bağlılıkları karşısında ise insan şapka çıkartır. Yakın alan (near field) dinlemeyle müziği olağanüstü bireysel bir deneyim haline getiriyorlar. Canlı performansı en ön sıradan izlemeye ne kadar meraklısınız bilemem ama (ben pek değilim, 8.-10. sıraları tercih ederim), Raidho’ların yaşattığı deneyim tam böyle bir şey. Tabii dikkatiniz ister istemez sahnenin ön tarafında olup bitene yoğunlaşıyor, ancak bu arka planların bulandığı anlamına gelmesin; arkada olup biten her şeyi de, eğer dikkatinizi oraya veriyorsanız, muazzam bir ayrıntıyla sergiliyorlar. Bu sunumlarıyla, 21. yy.ın gittikçe kendi içine kapanan, kendini gittikçe çevreden soyutlayan insanı için bağımlılık yaratıcı bir cazibeleri olduğunu söylemeliyim (kulaklık satışlarındaki patlamaya bakın, ne dediğim daha iyi anlaşılır). Tabii bu cazibenin bir bedeli de var. Bir kere çok hızlı ve sürüş gücü yüksek bir amplifikatör gerekiyor. Empedansları 5,8 ohm’un altına düşmemesine rağmen hayli düşük duyarlılıkları var Raidho’ların (yazılı bir kayıt yok ama, örneğin 3.1’in 84 db’in üzerinde olduğunu sanmıyorum). Yüksek amper üreten lambalılardan da iyi verim almak mümkün olabilir.

Aavik amplifikatörleri Raidho dışındaki hoparlörlerle dinlemediğim için doğru bir sonuca ulaşamayabilirim, ancak Raidho’lar ile muazzam çalıştıklarını söyleyebilirim. Müthiş bir sürüş güçleri var her şeyin başında. Çıkış empedansları o kadar düşük ki (P-300 için 0.001 ohm olarak belirtiliyor, dolayısıyla 8 ohm’da 8.000 gibi uçuk bir dizginleme katsayısı var), akla gelebilecek her türlü hoparlörde müthiş bir bas kontrolü sağlayacakları belli. Ayrıca sahneleme, tonalite, müzikalite gibi, aslen hoparlörlere ithaf edilmesi gereken nitelikler açısından en üst sınıf amplifikatörler arasında yer alıyor kanımca (odyo dünyasının bu tür yerleşik terimlerini amplifikatörlere ithaf etmeyi hep yadırgamışımdır aslında, çünkü bunlar ses niteliğiyle ilgili sıfatlardır ve hoparlör bağlamında anlamlıdırlar; amplifikatörlerin sesi yoktur).

Michael Borresen Ansuz Dtc Güç Kablosuyla

Gelelim Ansuz kablolara ve aksesuvarlara. Yukarıda hiç değinmediğim için biraz kablo geometrisinden söz edeyim. Michael Børresen, belli ki sinyale etki eden manyetik gürültü konusuna kafayı takmış. Mükemmel topraklama, çok iyi ekranlama ve mümkün olan en düşük endüktans ile gürültü sorununun en aza indirgeneceğini söylüyor. Ansuz kabloların merkezini, 1 m’de 0,001 ohm gibi çok düşük bir dirençle güçlü topraklama sağlayan iletken örgüsü oluşturuyor. Sinyal taşıyıcı bakır iletkenler ise özel bir teknikle, 90̊ açıyla birbirine karşı yönde sarılmış (double helix). Yani sinyalin gidiş ve gelişini sağlayan iletkenler birbirine dik açı yapıyor. Böylece iletkenlerin çevresinde oluşan manyetik alanın seviyesi 0’a yakın bir değere düşürülmüş oluyor. Endüktansı düşürmek için kullanılan sarma teknikleri aslında kapasitans artışına (iletkende elektrik yükü depolanmasına) neden olur. Ansuz’un, endüktansı 0’a yakın bir değere düşürürken nasıl olup da kapasitansı da makul değerde (100 pF/m civarında) tutabildiği ise benim haddimi aşan bir konu (tasarımı gereği kapasitans gibi davranan elektrostatik hoparlörleri sürmek için kullanmıyorsanız, yüksek kapasitans değeri çok da önemli bir konu değil zaten). Bu satırları yazmadan önce Michael Børresen ile uzun uzun yazıştık, merak ettiğim ya da anlamadığım tüm konulardaki sorularıma sabırla cevap verdi. Israrla üzerinde durduğu konu ise topraklama ve ekranlama. Burada, biraz sıkıcı olacağı endişesiyle bütün bu ayrıntılara girmek istemiyorum.

Naim, Scansonic Sunumu-Frits Dalmose

Bütün bu teknik açıklamaların ardından açıkça söylemeliyim ki, Danimarka’da beni en çok etkileyen, odyo hakkındaki görüşlerimi sarsan, Frits Dalmose’nin yaptığı Ansuz sunumu oldu. Her kablo değişiminde, tonaliteye hiç dokunmadan, hiçbir frekansa etki etmeden sadece müziğe daha fazla ve daha fazla ve daha fazla nefes aldırdıklarına tanık oldum. Aradaki farklar öyle yenir yutulur türden de değildi. Her bir üst modele geçişte, elektronik zincirinde daha üst kategoriye doğru bir cihaz değişmiş gibi oldu. Her bir üst model, müzikle benim aramdan bir adım daha geri çekildi sanki. Müzik, dinlediğim bir şey olmaktan çıkıp, beni çepeçevre saran bir şey haline geldi. Alışılagelmiş odyo sıfatlarıyla tanımlanabilir bir etki değil bu (belki de etkisizlik demeli). Birçok odyofil, bu kadar para verdim, etkisini duymadım diyebilir. Ansuz tam da bunun için var işte, siz duymayasınız diye. Aynı şeyleri titreşim önleyici ayaklar ve kablo kaldırıcıları için de söyleyebilirim. Ama içlerinde en etkili olan parçalar Mainz8 priz çoklayıcı ve SparkzTC Harmonizer’dı. Kablo ve “tweak” efsanelerine kolay papuç bırakmayan biri olarak Ansuz ürünlerinin, asap bozucu derecede büyük işler becerdiklerini itiraf etmeliyim.

Akıllı telefonların kutusundan standart olarak çıkanlar dışında hiç kulaklığım olmadı (aslında gençlik yıllarımda odyofil bir kulaklık almıştım, ama kullanamadım). Kulaklıkla müzik dinleyemiyorum, çünkü duyduğumu benden başkasının duymuyor olduğunu bilmek huzurumu kaçırıyor. Ayrıca kafamın tepesinden geçen o kalın banda hiç tahammülüm yok. Zaten şapka da takamam. Bir kablonun ucuna bağlı olarak belirli bir yere çakılı kalmak deseniz, hiç işim olmaz, içim daralır. Uzun uçak yolculuklarına çıkamam bu yüzden. Müzik dinlemek için “sweet spot” denen o ideal dinleme noktasında ise yarım saatten fazla oturabilmişliğim yoktur. Hoparlör konumlarını “sweet spot”a göre kusursuz hale getirmek için günlerce, haftalarca uğraşabilirim, ama müziği en az orada dinlerim. Danimarka’da beni kanepenin aynı noktasında iki gün boyunca oturtmayı başaran, sıkılıp yerimden her kalkışımda beni yine oraya çeken Raidho hoparlörlere kızmalı mıyım, takdir mi etmeliyim bilemiyorum. Odanın her yerinde dengeli bir ses duymama rağmen neden hep ideal dinleme noktasına meylettim diye kaç kez sordum kendime. Kulaklıkla müzik dinlemekten hiç haz etmeyen bir adam olarak, sanki öyle dinliyormuşum gibi bir etki yaratan bu hoparlörlerden neden etkilendim? Yalnızlaşıyor muyum? Çevreden soyutlanmak pek mi hoşuma gitti? Sadece benim için çalıyorlar duygusu egomu mu okşuyor? Bilmiyorum. Tek bildiğim, tehlikeli derecede bağımlılık yaptıkları. Danimarka’ya karışık duygularla gitmiştim, karışık duygularla döndüm velhasılıkelam.

Felsefeyi ve kişisel takıntılarımı bir kenara bırakıp objektif olarak konuşmam gerekirse; Ansuz-Aavik-Raidho, yenilik için yenilik peşinde koşmayan, teknolojiyi anlamlı ve dürüst kullanan, gerçek anlamda müziksever üç marka. Birbirleriyle müthiş bir sinerji içinde çalıştıkları çok açık. 21. yy.ın yalnızlaştırdığı insanlardansanız (hangimiz değiliz ki), müzik dinlerken dünyayla ve başkalarıyla ilişkinizi kesiyorsanız ve ultra high-end dünyasına girecek maddi gücünüz varsa, yakından tanıma fırsatı bulmanızı şiddetle öneririm. Onlarca çok pahalı, çok havalı marka arasında, sizi gerçek müzikle buluşturabilen nadir örneklerden.

Ahmet Kip


İlk Sayfaya Geçmek İçin Tıklayınız

Benzer Yazılar