Benim iğne arayışlarım aslında biraz daha rahat bir süreç oluyor. Yaşadığım
şehir olan İzmir -ki okuyucular benim genelde İstanbul'da yaşadığımı
zannediyorlar- gerçekten pikap ve analog noktasında farklı bir yere sahip.
Çevremde o kadar çok pikap kullanan var ki, farklı farklı analog bileşen
kombinasyonları dinleme şansım çok yüksek. Hatta bu pikap Türkiye'de
olabilir mi dediğiniz bir anda en beklenmedik (örneğin tanjansiyel kol
ararken Revox pikap bulmam gibi) ürünler karşınıza çıkıveriyor. Aynı durumun
ülkemizin farklı şehirlerinde de olduğunu biliyorum. Bunun yanında hemen
herkesin pikabına öyle yada böyle elim değdiği için bazı şeyler yukarıda
anlatığıma ters şekilde kolaylaşabiliyor benim için. İğne arayış süreci
içerisinde kendi pikaplarımda birden fazla iğneyi test edip kullanma
fırsatım oldu. Bazıları bütçemi fazlasıyla aşan iğneler iken, bazıları da
tam bütçe dahilindeki ürünlerdi. Anlayacağınız derginin en az 4-5 sayısına
yetecek kadar iğne test edip fotoğraflarını çektim. Tabii ki ayrıntılı
notlarda almayı unutmadım. Bu deneyimlerimi sizlerle tefrikalar halinde
ileri ki sayılarımızda paylaşmaya çalışacağım.

Bluenote başkanı Sn. Aterini, Türkiye'de iken, analog konusunda kendisi ile
bayağı ayrıntılı şekilde konuştuk. Röportajda da ayrıntılı şekilde yazdığım
gibi Sn. Aterini bir analog sevdalısı ve firmanın bazı analog ürünlerini
kendisi bizzat tasarlamış. Bluenote firmasının daha yurt dışında tanınmadığı
dönemlerde çeşitli büyük firmalar için üretim yaptıklarını söylemişti.
Saydığı bazı markaları ve ürünleri duyduğumda dudağım uçukladı doğrusu. Bazı
tasarımcıları kendisininde çok takdir ettiğini söylüyordu. Zaman zaman bu
tasarımcılar ile bir araya gelip pikap tasarımından bahsettiklerini ve
teorileri tartıştıklarından bahsetti. Bunlar off-topic konular olsa da ve bu
tarz hayatın cazip olduğunu düşüncelerine sahip olsam da, ülkemize gelen
yabancı tasarımcılardan bu dünyanın toz pembe olmadığı konusunda yeterince
bilgi sahibi oldum. Ülkemizden yurtdışına açılmayı düşünen tasarımcılara tek
söyleyebileceğim, iyi bir fikir veya iyi bir ürünün çoğu zaman başarıyı
getirmeyeceği olacaktır özellikle de bazı pazarlar açısından.
Sn. Aterini ile iğnelerden konuşurken kendisine Tuscany isimli en üst
segment iğnesini çok sevdiğimi fakat 4.500 Euro'luk fiyatı nedeni ile ancak
Sayısal Loto kazanırsam alabileceği bir fiyat segmentinde olduğunu söyledim.
Gerçekten Tuscany, havadan para gelse alacağım ilk 10 iğneden biri olurdu.
Kendisi bu iğnenin üretiminin zorluğundan bahsettikçe özellikle MC yapıdaki
iğnelerin tasarlanmasının ve üretilmesinin zorluklarını bir kez daha
anladım. Belli bir seviyenin üzerindeki iğnelerin, markası ne olursa olsun,
ufak bobinlerin saç teli kalınlığında tellerle elde oluşturulmasının, iç
yapılarının hatta çoğu zaman zırh veya gövdelerinin yapılmasındaki
zorluklardan bahsedilince bu işlerle uğraşan insanlara saygınız artıyor.
Üretim karmaşıklaştıkça ve malzeme noktasında özellikler arttıkça fiyatların
artmasının normal olduğunu söylüyor. Belki bazı markaların ürünleri olması
gerektiğinden biraz pahalı diyor ama eklemeden de geçmediği bir şey var,
emeğin fiyatı asla ölçülemez. Bu konuşma sırasında farklı markalarla elde
ettiğim sonuçları kendisine anlatıyorum. Genelde çoğunu sessizce dinliyor ve
kendi deneyimlerini anlatıyor. Şimdiye kadar tanıştığım hemen her tasarımcı
kendisine rakip olan ürünler hakkında bile oldukça dikkatli konuşuyor ve
asla kötü yanlarından söz açılmasına izin vermiyorlar. Bu noktada birey
olarak bende dahil, öğreneceğimiz bazı şeyler olduğunu görüyorum. Emeğe
saygı göstermek çok önemli bir meziyet.
Daha sonra konu firmanın giriş seviyesinin üzerine konumlandırdığı iğne olan
Boboli'den açıldı. Bu benim oldukça sevdiğim bir iğnedir ve bütçeme de uyan
bir fiyatı olduğundan dolayı alışveriş listemde olduğunu kendisine söyledim.
Bu arada Boboli ve Piccolo benim Bluenote firması ile tanışmama yol açan
ürünlerdir. Daha önce Turkeyforum'da bir kullanıcının talebi ile Piccolo ve
Boboli iğne hakkında kapsamlı bir inceleme yazısı yazmıştım. Daha sonra bu
ne kadar güzel bir yazı oldu diyerek Bluenote firmasına göndermiştim.
Yazının tamamını Türkçe haliyle gönderip satır başlarını İngilizce'ye
çevirdiğimi hatırlıyorum. Firmadan gelen cevapta inceleme için teşekkür
ettiler ve tüm metni İngilizce'ye çevirirsem yayınlamaktan çok mutlu
olacaklarını belirtmişlerdi. Bende bunun üzerine ülkemde yaşayan herkes
İngilizce bilmiyor sonuçta bu Türkçe yayınlanmış bir inceleme diyerek Türkçe
yayınlanması gerektiği konusunda bastırdım. Gelen cevapta Türkçe orjinal
yazının web sitesine eklendiği ve ileride mümkün olursa İngilizce tam
metnini de rica ettikleri yazıyordu. Tabii ki, orjinal İngilizce metni kısa
sürede hazırlayıp göndermiştim. O yazı hala firmanın web sitesinde
yeralıyor. Aslında Stereo Mecmuası'nın ortaya çıkmasında o incelemeyi benden
isteyen dostumuzun katkısı büyüktür. Kendisinin “nick” ismini hatırlamıyorum
ama dergiyi okuyorsa mutlaka hatırlayacaktır. Kendisine de buradan teşekkür
ederim. Bu sayede bana bir özgüven geldiğini söyleyebilirim ve zaman
içerisinde dünyanın dört bir yanından tasarımcılarla e-mail yoluyla da olsa
irtibat kurma şansım oldu. İleri ki dönemlerde bu yolla tanıştığım bazı
tasarımcılarla ilgili yazılar, röportaj ve ürünlerle ilgili yazıları
dergimizde daha sık okuyacaksınız. Umarım tüm bunları görmeye Stereo
Mecmuası'nın ömrü yeter.
Sn. Aterini ile seneler önce internet yoluyla tanışmamız ardından yüz yüze
gelmek tabii ki çok keyifli oldu. Kendisi Boboli'nin çok başarılı bir iğne
olduğunu söyledi ama kendi favorisinin -en azından benim için alınma durumu
Sayısal Loto'ya bağlı olan- Tuscany olduğunu ikinci olarak ise Boboli
Signature'ın geldiğini söyledi. Neden Babilony veya Baldinotti değil de
Boboli Signature diye sorduğumda, dinlemen lazım dedi. Peki çok güzelde
nasıl dinleyeceğiz. Sn. Aterini, biz Bluenote olarak Stereo Mecmuası'na test
için bir tane gönderelim istersen deyince, tabii ki büyük bir keyifle kabul
ettim. Vay be Stereo Mecmuası ilk kez test için yurt dışından ürün
getiriyor, geldiğimiz durum beni çok gururlandırdı ve geleceğe dair kafamda
bazı projeler oluşmaya başladı. Sonuçta tüm dünyada bu işler bu şekilde
yürüyor. Neden Stereo Mecmuası bu dünyanın içerisine girmesin. Bilmiyorum
belki hayal görüyorum ama insan kafaya takınca bir şeyler oluyor. İlk bir
kaç sayımızda ürün sıkıntısı yaşarken, şu an Stereo Mecmuası'nın
tarafsızlığına ve özenine güvenen firmalar sayesinde bu sıkıntıları birer
birer aştık. Bu vesile ile, test amaçlı ürün konusunda bizi yalnız
bırakmayan ve destekleyen tüm firmalara Stereo Mecmuası adına buradan bir
kez daha teşekkürler.

Bluenote Boboli Signature elime ulaşır oluşmaz hemen analog setup'ımın
vazgeçilmez kolu olan SME Series V'e takmak üzere çalışmaya başladım. Ürün
küçük ama şık bir kutunun içerisinde geliyor. Kutuda iğne haricinde teknik
özelliklerini açıklayan bir kağıt bulunuyor. İnsan bu fiyata bir iğnenin
içerisinden birde iğne temizleme fırçası çıksa diyor. Son yıllarda bir çok
iğne üreticisi bu tarz aksesuarları kutu içeriğinden çıkartmış durumda.
Bunun sebebinin maliyet olmadığını düşünüyorum, muhtemelen farklı bir sebebi
olabilir. Eski iğne kutularında yer alan bu aksesuarın bir anda neredeyse
tüm üreticiler tarafından kutu içeriklerinden çıkartılması ilgimi çeken bir
konu. Bu konudaki araştırmam sonuç verdiğinde sizlerle de paylaşmayı çok
isterim. İğneye baktığınızda koyu mavi renkli alüminyum bir gövde göz
çarpıyor. İğnenin gövdesine kullanılmadığı zamanlarda kapatılabilen bir
akrilik koruma eklenmiş. Benim şahsi görüşüm bu korumaların gerçek bir
gereklilik olduğu yönünde. Benim gibi analog konusunda çok fazla devinen
kullanıcılar için bu önemli bir özellik. Bazı firmalar bu koruma parçalarını
zaman zaman iğne gövdesinden bağımsız olarak da tasarlanabiliyor. Öyle veya
böyle bu parçaların önemli bir koruma güvencesi olduğu muhakkak. Gövde ile
bütünleşik olanların en büyük avantajı ağırlık ayarları yapılırken, iğnenin
koruma altında kalmaya devam etmesi. Biliyorsunuz gövdeden bağımsız
korumalar ayar sürecinde çıkartılmalı. Bu sırada iğne korumasız hale
getiriyor yani dikkat etmek gerekiyor. Tabii ayarlama sırasında kullanılan
kolunda önemi var. Eğer kolunuz örneğin SME Series V veya çok yaygın olarak
kullanılan örneğin Rega RB serisi kollar gibi ise, kol ayarı yapılırken kolu
teraziye alıp, kolun uygun enstrümanlarını kullanarak ayar yapılıyorsa bu
avantaj kullanılabiliyor.
Ama eğer kolunuz arka ağırlık kısmında ayar enstrümanları barındırmıyor ise,
terazi ile ağırlık ölçerken bu korumanın kapalı konuma alınması gerekiyor.
Bu arada kol eğer gerekli ayar enstrümanlarına sahip ise koruma açık veya
kapalı olarak ayar yapılması 1 gramın yüzde biri hatta daha da az bir miktar
kadar etki ediyor. Bu değere yaptığım ölçümlerde ulaştım. Yalnız koldan kola
bu durum değişebilir. Benim hesaplamalarım SME Series V kola dayanmaktadır.
Siz siz olun kolunuzun ayar seçenekleri de olsa, yine de kontrol amaçlı
olarak terazi ile ağırlığı kontrol edin. Kolun üzerinden ayarlanan ile
gerçekte varolan ağırlık durumu kontrol edilmiş olur. Bu sayede kolunuzun
bahsi geçen özelliğini kullanırken ne kadar hassas olduğu ve/veya sizin ne
kadar hassas ayar yapabildiğinizi somut olarak size gösterebilir.
İğne testini sağlıklı yapabilmek için bayağı uğraştım Gyrodec'i rijit hale
getirince unipivot kollarda dahil bir çok kullanım opsiyonu ortaya çıkıyor
ama performanstan da kaybediliyor doğrusu. Boboli Signature iğnenin koyu
mavi gövdesi anodize edilmiş alüminyumdan üretilmiş. Gövde tek parça
alüminyumdan el ile şekillendirilerek oluşturulmuş. Gövdenin yan
kısımlarında ağırlığı azaltmak üzere delikler açılmış. Bu delikler, pikap
kolumuzun “headshell” kısmına bağlantıyı sağlayan vida yuvalarına açılmış.
Bu vida yuvaları ile ana gövde arasında tekrar bir alüminyum zırh
yaratılmış. Yani ağırlık için açılmış delikler bobin kısmına değin
uzanmıyor. Bu iç aksamın dış etkilerden korunması amacı ile yapılmış.
İğnenin benim açımdan en sevdiğim yapısal özelliği headshell'e takılması
için vidaların alüminyum gövdeye tutturulması oldu. İğne üzerindeki vida
delikleri içerisinde gerekli kılavuz yivler hazırlanmış. Bu tasarım
sayesinde genelde iğneleri kola tutturmak için kullanılması gereken
somunların kullanılmasına gerek bırakmaması benim için önemli bir özellik.
Bunda ne sorun var diyecek olursanız Boboli Signature tarzı nispeten büyük
profilli iğnelerde vidayı sabitlemek için, iğne gövdesinin alt kısmında
somun kullanmanın zorluğu. Özellikle pahalı bir iğne montajı yaparken, somun
ile vidayı denk getirmek bir miktar stres yaratabiliyor. Bluenote
Signature'da somun kullanmadan montaj yapılabilmesi önemli bir özellik hele
gözünüz benimki kadar bozuk ise.
Alüminyum gövdenin iç kısmında firmanın kendi patentli teknolojisi olan
Sustarin kullanılarak ek bir koruma sağlanmış. Sustarin ilginç bir malzeme,
bir nevi akışkan olmayan yapışkan bir malzeme olarak tasvir edebilirim. İğne
gövdesinin üst kısmında bu malzemeden bir miktar eklenmiş. Headshell ile
bağlantı vidaları sıkıldığında gövdenin üst bölümü ile kol arasında bir
tampon bölge özelliği görüyor. Malzemenin özelliği homojen bir yapıda
olması. Yani kol ile iğne arasında bir açı farklılığı oluşturmuyor.
İğnenin cantilever kısmı, firmanın tüm ürünlerinde olduğu gibi magnezyumdan
üretilmiş. İğnenin ucundaki elmas ise Micro Elliptical Shape şeklinde. Firma
üst modellerinde bu teknolojinin daha hassas olan bir versiyonunu
kullanmakta. Bu arada iğnenin Bluenote ürün gamında giriş seviyesinin hemen
üzerinde konumlandığını da eklemeliyim.
Gelelim iğnenin yapısal anlamda olumsuz yönlerine. Bu olumsuz yönler aslında
kullanmayı düşündüğünüz kol noktasında seçici davranmanızı gerektiriyor.
Şöyle ki; öncelikle iğne yapısal anlamda dar olarak tasarlanmış bu aslında
bir avantaj yani headshell'i (örneğin SME V) kısa olan kollarla uyumlu
olmasını sağlıyor ama aynı durumu genişlik ile yükseklik için söylemek
mümkün değil. Teorik olarak genişlik sorun yaratmasa da, yükseklik bazı
pikap-kol kombinasyonlarında sorun yaşatabilir. Standart bir iğneye göre
yüksek olan profil, kolun ayarlanması sırasında yüksekliği (VTA) yeterince
ayarlanabilir bir analog kombinasyonun kullanımını gerekli kılıyor. Eğer
pikabınızın yapısı kolunuz yüksekliğinin ayarlanamayacağı bir yapıda ise,
Boboli Signature sizin için uygun iğne olmayabilir. Profil yüksekliğinin
standart bir iğneden daha uzun olduğunu belirtmeliyim.
İkinci olumsuz durum, yine kolunuzla uyum noktasında dikkat edilmesi gereken
bir nokta. Bluenote Signature yaklaşık 12 grama yaklaşan ağırlığı (11.5
gram) ile bir çok kol için fazla ağır bir iğne. Standart bir çok kolun bu
ağırlığı taşıyamayacağı bir gerçek. Bunun yanı sıra eğer optimal kol
ayarının, arka ağırlığın kolun yapısına göre bağlantı noktasına (gimbal,
unipivot veya pivoted farketmez) yakın olması gerektiğini düşünürsek biraz
hesap kitap yapma gereksinimi ortaya çıkıyor. Yazının başlarında da
belirttiğim gibi bu belli bir seviye analog setup'larında zaten yapılması
gereken bir şey. Boboli Signature bu noktada ortalamanın biraz üzerinde bir
kol istiyor.
Gelelim denemelerime. Öncelikle iğneyi standart analog setup'ımda denedim.
Michell Gyrodec ve SME Series V birbirleri ile oldukça uyumlu 2 bileşen.
SME'in mühendislik harikası bu kolu hemen her iğne ile uyumlu şekilde
kullanılabilir ayar seçeneklerine sahip. Bir sayımızda size bu kolla ilgili
bir yazı yazmalıyım galiba. Çünkü gerçekten tanıtılması gereken bir ürün.
Zaten dergimizde sıklıkla adı geçiyor. Belli avantaj ve dezavantajlarına
rağmen hala üst seviye kollarda önemli bir seçenek. Bu setup haricinde
iğneyi farklı kollarla rotasyona da soktum. Bunun için Gyrodec'in
süspansiyonlarını iptal edip, rijit hale getirdim. Bu pikabın
performansından birçok şeyi götürse de, özellikle unipivot kolların
kullanımı açısından bir gereklilik. Boboli Signature'ı rotasyona soktuğum
sırada efsanevi SME 3009, Bluenote'ın ilginç unipivot kolu Borghese ve
SME'in bir nevi harcı alem kolu olarak adlandırabileceğimiz Series III'ü
kullandım. İğne olarak benim için vazgeçilmez Denon DL103 ve 103R'nin
yanısıra deneme amaçlı bazı orta ve üst segment ürünler ile Boboli
Signature'ı karşılaştırmalı dinledim. Gelelim duyduklarıma.
Stereo Mecmuası'na ürün gönderen firmalar, ürünlerin gerektiği gibi test
edilmesi için yeterli zamanı sağlıyorlar. Bu sayede kısa süreli testler
yerine günlük yaşamın bir parçası olarak bu ürünleri deneyerek sizlere
deneyimlerimizi aktarıyoruz. Dinletiler esnasında geniş bir müzik
yelpazesinde plaklar seçtim.
Malum insan eline yeni bir ekipman geçince ilk önce sevdiği albümleri
dinlemeye başlar. Benim son zamanlarda dinlemeye en doyamadığım albüm Jeff
Buckley imzalı ilk ve tek albüm Grace (Colombia Records 88697269501)
Müzisyenin sonunu bildiğimden daha da anlam yüklenen sözler, karmaşıklık
zaman zaman bunalım hissi. Nasıl güzel bir albümdür. Bu yazıyı okuyorsanız,
bu modern ozanın müziğine mutlaka kulak verin ve gidin bu albümü edinin.
İğnenin daha ilk dokunuşunda duyduklarım şaşırtıcı. İnanılmaz dengeli bir
ses, mükemmel bir arka plan sessizliği. Daha ilk kullanımda iyi bir ilk
tanışma. Ardından gelen bir sürü plak. Sonny Rollins'in mükemmel East
Broadway Rundown (Impuls AS-9121 180gr) plağı, Daha ilk notalarda insanı
alıp götüren aynı isimli şarkı. Ardından yine son zamanlarda taktığım
plaklardan bir diğeri Jon Mitchell, The Hissing Of Summer Lawns (Asylum
7E-1051) Bilmem size de olur mu, bu albümü dinlerken aklıma takılan bir
diğer plak çıkar hemen raflardan. Kate Bush - Aerial (EMI 0946-3-43960-1-1)
Plağın ilk şarkısı “King Of The Mountain” Şarkının arka planında, havalara
uçuşan rüzgar sesleri ve diğer ayrıntılar, şaşırtıcı. Artık sabahın ilk
ışıkları görülüyor yarın iş var ve yatmak gerekli.
Kahvaltı için güzel bir albüm Bluenote Good Juice (Bluenote 581043-1-8) Hani
ismi bile iştah açıcı. İnsanın içini kıpırdatacak güzel bir albüm, üç plak
ve fiyatı ehven ötesi. Uzun sayılabilecek bir aradan sonra (malum iş güç) bu
defa biraz büyük orkestra. The Count Basie Story (Disques Vogue edisyonu MDT
9198 ve 9197) Tam bir devler geçidi ama bir yandan insanı Lester Young,
Basie orkestrasından keşke hiç ayrılmasaydı dedirten bir plak seti Daha
sonra da Dexter Gordon (Bluenote 84146) müthiş bir A Night In Tunisia
yorumu. Artık iğne ilk yanma sürecini tamamlamış durumda. İlk izlenimlerimde
hoşuma giden ayrıntılı çalma durumu meğerse hiçbir şey değilmiş
diyebiliyorum sadece. Aynı plakları defalarca dinlememe rağmen oldukça
değişik bir tat var. Renklendirme, köşeleri yuvarlama yok, ne ise onu
çalıyor, onu göstermeye çalışıyor. Arka plan sessizliği inanılmaz
boyutlarda.
Bu noktada bir ara verip ufak bir karşılaştırma yapmak lazım. Benim çok
sevdiğim Denon iğnelerle ufak bir kıyaslama yapabilirim. Biliyorsunuz Denon
DL-103 ve büyük kardeşi olan 103R, ulaşılması çok zor iğneler değiller. Ben
her ikisini çok uzun zaman keyifle kullandım ve hala kullanmaya devam
ediyorum. Bu durum iğneleri yakından tanıyanlar için gayet normal
sayılabilecek bir durum iken, bir kısım insan tarafından özelikle benim
sistemim için biraz şaşırtıcı bulunan bir durum olmuştur her zaman.
İğnelerin fiyatları ile kullandığım asıl kolun fiyatına bakınca ortada bir
anormallik var gibi görülebilir ama Denon'un bu göreceli ucuz iğnelerinin
tadı gerçekten çok farklıdır. Hemen herkesin duymasını isteyeceğim kadar
ayrıntılı ve kendine özgü bir ses. Bu iğneler ise Boboli Signature'ı
karşılaştırdığımda, Boboli'nin ilk öncelikle ön plana çıktığı husus,
kesinlikle ayrıntılar. Bu ayrıntılı çalma durumu, belli bir frekansın ön
plana çıktığı bir ayrıntılı çalma durumu değil. Aynı ses şiddetinde, zile
vurulduğunda, bagetin zilin üzerinden ayrıldığından bir sonraki darbeye
kadar zilin titreştiğini belli eden ve bunu size duyuran bir ayrıntıdan
bahsediyorum. Bu durumla üst segment iğnelerle tanışanlar mutlaka
karşılaşmışlardır. Veya iğnesini üst seviye bir iğne ile değiştirenler.
Ayrıntı hissinin yanı sıra, dengeli çalmaktan vazgeçmeyen bir iğne.
İğnede en dikkat çekici şey arka plan sessizliği. Bunu anlatmak çok zor,
geçen sayımızda Shunyata Hydra içinde aynı şeyden bahsetmiştim. Sistemde
müzik dinlerken, özellikle plak şarkı arası yivlerine girdiğinde belli
belirsiz duyulan sesler vardır. Arka planda duyduğunuz o seslerin
kaybolması, sizi müziğin içerisine daha fazla odaklar. Detaylar ve
ayrıntılar havalarda uçuşmaya başlar. Boboli Signature bunu iyi başarıyor.
Katman katman üzerinize doğru açılan bir müzik dinleme zevki tattırıyor.
Herbie Hancock'un efsane Maiden Voyage (Bluenote ST-46339 180gr) albümünde
ustanın tuşeleri tüm gerçekliği ile karşımda. Rudy Van Gelder'in müthiş
kaydı ile birbiri ardına akan notlar keyif veriyor. 2A3 lambalı ampliler,
piyano konusunda çok başarılı ampliler. 2A3 lambanın karakteri ile çok
ilgili bir durum. Benim amplim ile analog setup'ım birleştiğinde ortaya
çıkan tablo oldukça keyif verici. Her halükarda çok üst sınıf sistemlerde
dinlesem, eve gelip sistemi açtığımda beni üzmeyen bir sistemdir. Bazı
dostlardan duyuyorum, üst sınıf bir sistem dinlediğimde eve gelince müzik
dinleyemiyorum diye. Bunu yapmamak lazım. Her sistemin kendisine özgü
güzellikleri vardır. Dolayısıyla tatlar başkadır. Benim ki farklı sizin ki
daha farkl, üçüncü bir sistem ve yine farklı. Bu hobiyi güzelleştiren şey,
işte bu renklik ve zenginliktir.. Bu arada sisteme Boboli'nin detaylı çalma
ve denge haricinde getirdiği önemli bir şey daha var, sahne. Yanlara ve
aşağı yukarı açılan bir sahne oluşturuyor iğne. Hadi iddialı konuşmayalım,
sisteme bunu sağlaması için yardımcı oluyor diyelim.
Bu şekilde bayağı plak dinledikten ve günleri geçirdikten sonra, Gyrodec
pikabımın yaylarını indirip rijit hale getirip, Boboli Signature'ı kendi
yaptığım arm-board üzerine taktığım Bluenote Borghese kol üzerine taktım.
Aslında bu hareket, Gyrodec pikabın performasından çok şey götürüyor ama bu
pikapla unipivot kol kullanmanın en sağlıklı (hatta tek) yolu da bu ne yazık
ki. Pikabı normal hale getirerek ve değişik kollar deneyerek müzik dinlemeye
devam ettim günler boyunca. Uzun uzun her plağı yazmaya kalksam sayfalar
sürecek kadar müzik dinledim. Tüm bu günler ve hatta haftalar sonucunda,
iğne için sağlıklı bir yorum yapabilirim sanırım artık. Bluenote Boboli için
ilk söyleyebileceğim, tonal dengesinin çok hoşuma gittiği olacaktır. Bu
denge içerisinde ayrıntılar insana gerçekten heyecan veriyor. Rock'tan,
klasiğe, caz'dan blues'a kadar hemen her türde plaklar dinledim. Hemen
hepsinde bazı ayrıntıları yeniden keşfettim diyebilirim. America grubunun
self titled albümünü bilenleriniz varsa (Warner Brothers Records K46093)
Sandman şarkısında arka planda duyulan perküsyonlar ve diğer ayrıntılar,
aynı plağı dinlediğim üst uç sistemlerdeki performansa yaklaşmış görüntü
çizdi örneğin. Kendi sistemimde daha önce gaipten duyulan bu ayrıntılar
öylesine farkedilir hale geldiler ki, elimdeki her plağı acaba bunda neler
var diyerek dinleme isteğine yakalandım. Tchaikovsky'nin 1812 Overture'ü (
Wesminster WST 14107) bir diğer irkildiğim plak oldu. Her ne kadar eserin
ortaya çıkmasında etken olay benim açımdan üzücü olarak addedilse bile, bu
çağlara meydan okuyan eserde Maurice Abravel tarafından yönetilen
orkestranın yerleşimi gözlerinizi kapadığınızda sanki karşınızda gibi bir
his yaşıyorsunuz. Klasik müzik konusundaki bilgi ve dinleme düzeyim, çok
ayrıntılı yorum yapacak kadar gelişkin olmasa da, bahsettiğim etkiyi
hissetmek için bir dezavantaj yaratmıyor. Bu noktada iflah olmaz klasik
müzik dinleyicilerininde Boboli Signature'a bir kulak kabartmasını tavsiye
ederim.
Boboli Signature, ses yönünden oldukça ilgi çekici bir iğne. Detaylı, tonal
dengesi ilgi çekici, fazla renklendirme yapmayan bir iğne. Sistemime
katkısının tahminimden yüksek olduğunu söylemek isterim. İğnenin bence en
büyük avantajı, fiyatına göre gösterdiği performans. Kabul etmek gerekir ki,
çoğu insan için yüksek sayılacak tutarına rağmen, hifinin şaşırtıcı
dünyasında bu iğne orta-alt fiyat sınıfında bir iğne. Bu noktada bence fiyat
performansı çok yüksek. Kullanıldığı sistemin genel sesine etkisi oldukça
hissedilir. MM standartlarına yakın değerlere sahip bu yüksek çıkışlı MC
iğne firmanın diğer ürünlerindeki genel tonaliteye benzer bir yapıya sahip.
Küçük kardeşi olan Boboli ile en büyük farklılıkları, Signature'ın daha
sessiz arka planı ve daha ayrıntılı çalması. Bu ayrıntılı çalma durumu soğuk
analitik bir performans değil, sizi içine çeken, plak dinlediğinizi bir an
bile unutturmayan bir şey.
Her ürün gibi bu iğneninde kimi dezavantajları var. Bunlar ses
performansından çok yapısal özellikleri ile ilgili. İğnenin çok ağır oluşu,
kullanıcı kitlesini bir miktar azaltıyor. Standart kollarda bu iğneyi
gerektiği bir kullanabilmek mümkün değil. Kolunuzun kullanım değerleri
içerisinde bile kalsa, arka ağırlığın sona
dayanması pek arzu edilir bir durum değildir malum. İğnenin ayara karşı
oldukça hassas olması ise, kullanılacak kolun bir miktar ayar seçeneği
sunmasını gerekli kılıyor. Bu seçeneklerden en önemlisi kolun yüksekliğinin
ayarlanabilir olması.
Peki sonuç olarak bu iğne kimler için uygun. Öncelikle 1.000 dolar
seviyesinde iğne arayışındaki kullanıcılar için değerlendirilmesi gereken
bir seçenek. Bu seçenek değerlendirilirken göz önüne alınması gereken en
önemli şeyler iğnenin ağırlığı ve yüksek profili sebebi ile kolunuzun
yeterli ayar imkanlarına sahip olması gerekliliği. Zaten bunlar ile
bilgileri ayrıntılı olarak yazının üst kısmında yazmıştım. Ses anlamında
fazla renklendirme yapmayan ve oldukça detaylı çalan bir iğne. Analog
severler İtalyan üreticiden farklı bir seçenek.
Bluenote Boboli Signature
Üretici: Bluenote Italy
Türkiye Distribütörü: Fil Elektronik
Fiyat: 880 Euro
Teknik Özellikler
-MC high outputiğne
-Çıkış seviyesi : 1.8 mV
-Empedance: 47 Kohm.
-Compliance: 8 Cu.
-Kanal Ayrmı: 28 db üzeri
-Ağırlık: 11.5 gram.
-Tavsiye edilen izleme ağırlığı: 1.2 gram +- 0.2
-Cantilever: Magnezyum
-Diamond Micro Elliptical Shape
-Anodize edlmiş aluminyum gövde
Hakancez